Başkalarının aklı olmadan yeterince akıllı olamayız

Eğitim sisteminde daha çok öğrencinin birbiriyle ilgilenmesini sağlamalıyız, bu onlar için yeterince önemli gibi gözükmektedir; böylece düşünmeyi, sorunlar çözmeyi ve toplumsal olarak sorumluluk sahibi olmayı öğrenmeye çalışacaklardır. -William Glasser

Hızlı koşamayan bir çita, yeteri kadar av yakalayamaz, günlük ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılayamayaz ve ölür. Hayatta kalan çitalar kendi arasında çoğalır ve onların genleri bir sonraki nesle aktarılır. Böylelikle hızlı olmak özelliği nesilden nesile aktarılmaya devam eder, çita türü de hızlı kalmaya devam eder. Kürkü kalın olmak, kulakları keskin olmak, sağlam pençeleri olmak ya da kamüflaja sahip olmak gibi özellikler her canlının kendisine özgü ihtiyaçlarınca önemlidir. Nesiller hayatta kalabilen özellikler üzerinden devam eder. Bir kuş için kanatlarını kaybetmek ölümcül olur, kanatları kaybetmeye neden olan davranışlar kuşlar arasında yaygınlaşmaz, nesiller arası aktarılmaz.

İnsan ise varolmak için topluma ihtiyaç duyar. Kuş için kanat neyse, insan için toplum odur. Bunun sebebi ise, bugün insan neslinin diğer hayvanlar arasında besin zincirinde en üste çıkması, birkaç onbin yılda dünyayı baştan aşağı değiştirmesi ve uzaya çıkmasının ancak toplum olarak varolmakla sağlanabilmiş olmasındandır.

Tek başına bir insanın bir hayvana oranla doğada çok büyük farkı yoktur. Beden yapısı ve gücü ile doğada diğer hayvanlarla rekabet etmesi mümkün değildir. Tüm vaktini yiyeceğe ayırsa güvenlik, sağlık gibi konulardan endişe etmesi gerekir. İnsan ancak grup halinde yaşayabilir. Aklını kullanan insan canlısı grup halinde de bugünkü gökdelenleri dikemez, uzaya gidemezdi. Grup halinde yaşayan pek çok canlı türü vardır. Harari’ye göre insanı insan yapan farklar yüz elliden fazla grup oluştuğunda ortaya çıkar, birkaç bin birey bir araya geldiğinde ise inanılmaz sonuçlar oluşur (1).

Hayvanlar bu kadar büyük birliktelikte organize olamazlar. Şempanze topluluğunda sayı belirli bir sayıyı aşında grup bölünür (2). Koyunlar sürü ile yaşar ama sürüdeki davranışları birey davranışları ile benzerdir, organize olmadıklarından grup üye sayısı artması ayrı bir davranış ya da avantaj kazandırmaz. Dünyada bunu sadece insan yapabilmiştir. İnsanların binlercesinin bir araya gelmesi, birlikte asla kuramayacakları organize işler, yapılar, kurumlar ortaya çıkmasını sağlar. (3) Bunlar da gücü az olmasına rağmen tüm dünyaya hükmetmesini ve yaşamını bu bin yıla kadar sürdürebilmesini sağlar.

Sanayi Inkılabı sonrasında devrim niteliğinde bir gelişme yaşanır; standartlaşmanın keşfi. Bir silahın tüm parçalarının aynı fabrikada yapılmaya çalışılması dezavantajdır. Eğer her bir fabrika silahın ayrı bir parçasına yoğunlaşırsa az iş ve emek ile çok fazla ürün ortaya çıkarabilir ve her biri kendi alanında uzmanlaşabilir. Dünyamızın hızlı değişiminin nedenleri budur. Harari; ”Modern bir nükleer başlığın üretimi dünyanın her yanından, yeryüzünün derinliklerinden uranyum çıkaran maden işçilerinden, atom altı parçacıklarının etkileşimlerini tanımlamak için uzun matematiksel formüller yazan. teorik fizikçilere kadar milyonlarca kişinin işbirliğini gerektirir.’’ Bu da 30 bin yıl önce ucunda taşlar olan sopalarımız varken bugün nükleer başlık taşıyan füzelerimiz olmasını sağlamıştır. (4) Fabrikaların standartlaştırılması için insanların standartlaştırılması anlayışı eğitime çok sert etki etmiştir.

Bir hayvan gruptaki birey sayısı arttıkça kime güvenip kime güvenemeyeceğini anlamakta zorlanır ve belirli bir sayı sonrası grup bunu kaldıramaz ve bölünme yaşanır. İnsan nasıl milyonlarca kişi aynı şehirde yaşayabilmektedir? Cevabı; insanların hayali düzenler oluşturup olmayan şeyler kurgulayabilmesindedir (5). İnsanın olmayan bir şeyi varsayıp ona göre davranabilen tek canlı olduğu söylenir. Uzaydan bakınca sınırlar gözükmez ama aynı ülke içindeki insanlar birbirilerine güvenebileceklerini düşünerek yaşam devam ettirirler (6). Ortak futbol takımını destekleyen insanlar varmışçasına bir dava için aynı hisleri taşırlar. Aslında bir kağıt parçası olan diplomanın bir yerlerde işe yarayacağını düşünerek onlarca yıl okuruz ve hakikaten bir yerlerde o kağıdın bir şeyler söylediği kurumlar vardır. Kurumların kendisi de kurgulanmış, insan ürünü yapılardır (7).

Organize olmadan doğada hayatta kalamayacak insanın beyni de toplum içindeki davranışlarına göre değişmiştir. Sürüngen beyni denen kısmımız diğer hayvanlarla neredeyse aynıdır. Yeme içme gibi temel fonksiyonlarımız buradan yönetilir (8). Ancak insan beynini diğer hayvanların beyninden büyük yapan; başka insanların ne düşündüğü üzerine tahmin yürütebilecek, analiz yapabilecek, karar alabilecek fonksiyonlarının gelişmiş olmasındandır. Kuş için kanat neyse, insan için toplum odur. Temel hayatta kalma fonksiyonumuz toplum içinde kalabilmektir, toplumdan ayrıldığımız an hayatta kalamayız. Bu sebeple insanların ne düşündüklerini düşünür, onların sözlerinden mimiklerine kadar bizi etkileyebilecek her şey ile farkında olarak ya da olmayarak ilgileniriz (9)(10).

Toplumdan dışlanmak, toplumun kaynaklarından bağımsız yaşamak bir insan için hayatta kalma ihtimalini oldukça düşürür. Bu sebeple bunu kontrol eden bir mutluluk hormonumuz dahi vardır; oksitosin. Dışlandığımızda, yalnız kaldığımızda kendimizi kötü hisseder ve topluma geri dönmek ve güvenmek isteriz (11). Ancak sebebi hakikaten topluluğun avantajlarından yararlananların hayatta kalmış olmasıdır. Nörolog Dean Burnett şöyle bir örnek verir; ”Örneğin yüksek bir ses işitiyorsunuz ve bunun kızgın bir mamut olabileceğini biliyorsunuz ama kabilenizdeki herkes çığlık çığlığa kaçışıyorlar, demek ki bunun kızgın bir mamut olduğunu muhtemelen biliyorlar, kaçanları izleseniz iyi olur.’’ (12) Grup fikrine uymak refleksi geliştirenler daha çok hayatta kalmıştır. Bugüne kadar ulaşabilen en önemli genlerden biri, grup fikrine uymaktır. Kısa sürede ancak belirli bir düşünceyi analiz edebilecek insan beyninde zaman kazanmak için tahmin yeteneği kadar taklit yeteneği de gelişmiştir ve diğer insanları referans kullanarak zaman kazanırız (13)(14).

Tüm bunlar diğer insanların varlığını doğru düşünebilmek için gerekli unsurlardan biri yapar. Diğer insanların fikirlerini kopyalamak, grup fikrine uymak veya çoğunluğu izlemek değil. Bunlar düşünce ile ilgili dezavantajlardır. Ancak sadece diğer insanların varlığı bile grup içinde düşünmeniz ve çalışmanız ya da sadece fikir almak bile görmediğiniz pek yön görmeniz içinde gereklidir. L.G. Breuning, insanlarla kalıcı bağlar küçümsenen bir çağda olmamıza rağmen bu eksiğimizi kalabalık stadyumlar, konser salonları ile kapatmaya çalıştığımızı söylüyor (15).

Eğitim sistemine kadar tarih boyu bir arada iken anlamlı bir hayat süren ve birbirini grup içerisinde tutan, birbirine öğreten, brlikte öğrenen insanlar; eğitim sistemi sonrası bir sınıfta sessizce birilerinin kendilerine bilgi verdiği bir ortama alınmışlardı. İnsan beyninin gelişim yapısı, psikolojisi ve grubun sosyolojik yönü de düşünüldüğünde bir sınıfta öğrenci olmanın en büyük avantajı, sınıfta öğretmen olmasından daha çok sınıfta başka öğrenciler olmasıdır. Bizimle aynı dertleri yaşayan, aynı amaçları taşıma potansiyeli olan ve aynı koşullardan geçen bir grup; inanılmaz derecede verimli olabilir. Sguta Mitra adında bir profesör, Yeni Delhi’de bir gecekondu mahallesineki bir okulda bir deneme yapar. Duvara bilgisayar kurar, internet bağlar ve çocukların tepkisini izler. Hiç bilgisayar görmemiş, web tarayıcısısının ne olduğu bile bilmeyen, bilmedikleri yabancı bir dil olan İngilizce işletim sistemi ile ne yapacaklarına bakılır. Ken Robinson’dan alıntı ile; ”Çocuklar çok hızlı bir şekilde bilgisayarla neler yapabileceklerini öğrendiler ve sonrasında birbirlerine öğretmeye başladılar. Saatler içinde oyun oynayabilir, müzik kaydedebilir, internette gezer hale geldiler.’’

Profesör, çocukların inanılmaz bir hızda kendi kendilerine keşfetme süreci sonrası sesli metin okuma programı kurar. Program, çocukların aksana sahip olması nedeniyle söylediklerine karşılık vermemektedir. Profesör iki ay sonra dönmek üzere üniversitesine gider, okuldan ayrılır. Döndüğünde ise büyük bir şok yaşar. Çocukların günlük konuşmasında aksan kaybolmuş gibidir. Programın konuştuğu nötr aksana göre konuşmalarını düzeltmişlerdir; hatta yanlış kullandıkları kelimeler ile yanlış yaptıkları bazı dilbilgisi kurallarını da. Bunda, çocukların birbirlerine öğrettikleri ve keyifle öğrendikleri serbest ortam etkili olmuştur (16).

Profesör bu kez onlara zor bir görev verir, Biyoteknoloji öğreten bir programı kurcalamak ve anlayabildikleri şeyleri anlamak. Kendine bunu başaramazlarsa ”evet, belli şeyleri öğrenmek için kesinlikle öğretmene ihtiyacımız var” demek üzere söz verir. Yine bir süre sonra döndüğünde çocukların DNA replikasyonlarına kadar anlayıp yorum getirdiklerini görünce gerçeği anlar. Bir sınıf içinde öğrenmek çok önemlidir, ama bunun esas önemi sınıfta başka öğrenciler olmasıdır, öğretmen değil. Bir arada öğrenen bir ekip birbirinin eksiğinden haberdar olur ve kendi eksiği imiş gibi onu kapatır. Ken Robinson’un deyimiyle; diğer insanlarla yakın ilişkiler kurduğumuzda birbirimizin duygu ve düşünce yapısını etkileriz (17). Birbirimizin düşünce yapımızı etkilemeniz de nörolojinin konusudur. Birbirimizin düşünce yapımızı etkilemeniz de nörolojinin konusudur. Dean Burnett’e göre beynimizin sağlıklı olmasında başkalarının varlığı etkilidir.

Aynı tespiti meşhur ‘cahil hoca’ Jacotot da yapmıştır. Kendisinin anlatımı olmadan bir sınıf öğrencinin Fransızca öğrenmesi deneyimi sonrası sınıf kendi haline bırakıldığında hepsi birlikte kendi istediklerini öğrenmeye ve birbirilerine öğretmeye başlamışlardır. Bir şey öğrenmekte olan tüm öğrenciler aynı zamanda da hocalık yapıyor ve grubun onu öğrenmesini kolaylaştırıyordur (18).

Bir sınıfı yıllarca paylaşan öğrenciler bir süre sonra birlikte düşünmeye başlarlar. Bu büyük bir fırsattır ve onların birbirlerine doğal yoldan öğretmeleri gibi bir ortam oluşmasına müsaittir. Öğretmekten kastımız birinin anlatıp diğerinin dinlemesi değil, hep birlikte öğrenip hep birlikte birbirinin eksiğini kapatmakla ilgildir. Ancak çocuklar bu fırsatı sadece sınavlardan önceki birkaç dakikada ya da ender olarak okul dışında ders için buluşmalarda yakalarlar. Bazen de derste biri bir şey sorarsa diğeri fısıldayarak yanıtlar. Genellikle tüm vakit sınıfta sessizce oturmakla geçer.

Bunlara rağmen bir öğrencinin hayatında eğitimin en önemli bölümünü bu ufacık zamanlarda arkadaşlarından öğrendikleri oluşturur. Hatta en etkili öğrenme, sınav sonrası ayaküstü birbirleri ile neyi neden yanlış yaptıklarının muhabbetini yaptıkları kısımdır. Birebir diyaloglarda karşı tarafın anlayıp anlamadığını fark etme ve cümleleri onun anlayacağı şekilde kurma ancak arkadaşlar arasında yaşanabilir. Öğretmen bunu başaramaz, başarsa bile tüm sınıfa uygulayamaz. Gerçekte ideal öğrenim, aynı amacı taşıyan bir arkadaş grubunun bir konu üzerinde konuşacak rahat vakit bulması ile gerçekleşir. Okullarda bu hiç yaşanmaz.

Bertrand Russell gibi büyük insanların çoğu çocuklarını okula göndermek bile istememiştir (19). Önemli bir matematikçi ve filozof olan Russell, Eğitim Üzerine kitabında küçük çocuğuna bakan bir dadının bile onu nasıl etkilediğini görmekte ve okulda ise çok daha vahim hatalarla karşılandığını bilmektedir. Yine de çocuğunu okula göndermek zorunda olduğunu söyler. Çünkü evde kendisi eğitim verse ya da en özel imkanları sağlasa bile sağlayamayacağı bir şey vardır; sınıf ortamı (20). Bir sınıf dolusu arkadaş bir çocuk için en önemli öğrenme ortamıdır ve okulun sistemi ne kadar yanlış olursa olsun arkadaşlık zihnimizde tamamlanması gereken çok önemli bir eksikliktir.

William Glaser de okuldaki başarısızlık ile okuldaki yalnızlık arasında ilişki görür (21). Evinde ve hayatında sorun yaşayan bir öğrenci için bile okuldaki arkadaşlıklar öğretici ve motive edicidir. Ancak okulda arkadaşı olmayan ya da yanlış arkadaşlıklar edinen kişi için başarı ve mutluluk uzak görülür (22).

Bu arada anlatarak öğrenme de çok önemli bir konudur. Konuyu bilmeyen kişi bile birazdan anlatacağını bildiği an öğrenme modunu açar, her okuduğu cümleyi gerçekten okur (23). Birlikte öğrenim sırasında bu doğal olarak her an yaşanır. Nöroloji ilmi anlatma sırasında beynin çalışan kısımlarının incelenmesinden anlatmanın önemli bir öğrenme biçimi olduğunu tespit etmiştir. (24)

Okullarda sınav öncesinde gençlerin panik içinde üç-beş dakikada öğrendiklerini ve birbirlerine anlattıklarını çıkarsanız, not ortalamaları oldukça düşerdi. Hatta sınav sonrası hangi sorunun yanlış yapıldığının ayaküstü tartışıldığı an, bir dönem boyu verilen dersten daha öğreticidir. Üstelik, böyle ortamlarda konuşmak bir insana aşırı lezzetli gelir (25). Tüm ilgi ortak konu olan derstedir, oysa bu bir döneme ve hayata yayılmalıdır.

Okulun birey için en büyük fırsatı orada başka öğrenciler de olmasıdır. Sizinle aynı dertlere sahip her gün gördüğünü yüzlerce insan. Sadece sınıf arkadaşlarınız değil, fakülte ve kampüsteki onbinlercesi. Ve internetteki milyonlarcası. Sosyallik insanın bir numaralı özelliği. İnsanlar, Kevin Mitnick’in deyimile tüm sorunların ve tüm çözümlerin kaynağı. İnsan ilişiklerini çözen kişi bir ‘toplum mühendisi’ olacak ve hayatındaki tüm konulara bakışı değişecektir. William Glasser, okulun günlük hayattakileri ve hatta okulda yaşanan problemleri bile çözmek için diğer insanları kullanma alışkanlığı yaratmamasına tepki gösterir; ”Az sayıda insan yaşamda sıkça karşılaşılan sorunları çözerken birbirine yardım etmeyi öğrenmek, eğitimde zorlandığımızda bu konuda dünyada yalnız olmadığımızı bilmek konularını okulla bağdaştırır.”

Öğrenciye topluluktan biri, normalara uyması gereken standart ürün ve kısacası ortalamanın bir parçası muamelesi yapan okulda bir sınıf içinde başarılılar ve başarısızların ayrı sınıflarda toplanması ve kendi seviyesine göre eğitim görmesi gibi uygulamalar vardır. Oysa bir insan fıtratının her türden insandan öğreneceği şeyler vardır ve başarılıların bir arada olduğu sınıf dahi pek çok farklı karakterden yoksundur (27). Başarısızlığın birinci sebebi yalnızlık iken başarılı olanları başarısızlardan ayırmak başarısızlığı ömür boyu tescillemektir).

Öğrencileri başarılı ve başarısız diye ayırmak; başarılıyı daha başarılı yapmaz, başarısızı daha başarısız yapar. Öğrenme ortamında yararlı olan ortalama başarı değil çeşitliliktir. Aynı tip düşünen insanların bir arada olduğu ortamdan çıkacak düşünce bellidir. İletişim kurduğumuz kişi sayısı arttıkça aklımız artar. Her tipten öğrencinin olduğu sınıfta birbirine yardım artacaktır (28).

Bu sadece sınıf için değil hayat için de geçerlidir. Hayata hazırlaması gereken okuldan çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri de budur. Ken Robinson toplumdaki farklı insan türlerine olan ihtiyaca dikkat çekerken önemli olanın çeşitlilik olduğunu vurgular (29). Çeşitli öğrencilerden oluşan kalabalık bir sınıf, sadece başarılı öğrencilerden oluşan küçük bir sınıftan çok daha öğreticidir.

Khan Akademi’nin kurucusu Salman Khan da sınıfların birleştirilmesini önerir. Burada birlikte öğrenme, hocaların birbirine yardım etme fırsatı, hızlı ve yavaş öğrenenler arası farkın kapanması, öğrencilerin birbirine öğretmesi ve hocaların birbirinin açığını kapatması gibi yararlar öngörür (30)(31).

Bertrand Russel ise aynı seviyedeki sınıfların haricinde farklı yaşlardaki öğrencilerin de bir araya getirilmesini önerir (32). Çünkü hepimiz için büyükler ve küçükler ayrı ayrı önem taşır. Aynı anda hem örnek alma hem de örnek olma içgüdüsü ile yaşarız (33). Tarih boyu insanın olduğu her yerde farklı yaştaki insanlar bir arada bulunmuş, yaşamış ve öğrenmiştir. Genlerimiz ve beynimiz buna adapte olmuştur. Russell, ilham verici kişilerin tümünün hayatında tanık olduğumuz bir gerçeği kendi yaşamından örnekleyerek kurallaştırır. Hepimizin öğrenmesi başka insanların varlığı ile olur, yaş ya da başarıya göre sınıflandırmanın sadece zararı vardır. Her insan bir değerdir (34).

Üniversite bir insan için bu konuda inanılmaz bir imkandır. Her ne kadar üniversitenin hikmeti ülkemizde yanlış anlaşılmışsa da fakülte yılları pek çok genç için farklı tipte insanlar tanıma fırsatı açısından çok önemlidir. Orada geçirilen zaman boşa geçiriliyor olmasa özgür öğrenme ortamı ve fırsatlarda binlerce öğrencinin birbirine öğretebileceği çok şey vardır (35). Çeşitlilik, kendini eğitim için inanılmaz bir fırsattır. Tek bir grup ile dört sene geçirmek yerine sosyallik arttıkça öğrenme ve hayata hazırlık artar; kendi mesleğini ve karakterini inşa etme fırsatı oluşur.

Bu arada günümüz iş dünyasında başkalarına yardım etme içgüdüsü aranan bir özelliktir (36). Elbette insanlara yardım eden biri olmak uyumlu bir iş arkadaşlığı olacağını gösterir ve insanlar personel ararken nitelik kadar her gün saatlerce birlikte olacakları kişiyi arkadaş seçer gibi seçerler. Ama esas önemli kriter; sosyal bir insan olmaktır. Zira telefonun ucunda yardım alabileceği kendi kalitesinde kişiler olan biri, o sorunu çözmeye daha yakındır. Konuşmaya yatkın bir insanın her meselenin üstesinden gelebileceği düşünülür.

Kant’ın yüzlerce yıl önce eğitim hakkındaki tespitleri bugün bile geçerlidir. Ve böyle bir akıl hocasının varlığı, dünyanın en başarılı sistemlerinden Alman Eğitim Sistemi’nin ortaya çıkışına ilham olmuştur. Kant’ta ‘basiret’ konusu önemle işlenir. Büyük filozof Kant’a göre bir öğrenciye eğitimde kazandırılabilecek ve kazandırılması gereken en önemli konu insanlar içindeki varlığımızı avantaja dönüştürmektir. Başka insanları kendi amaçları için art niyetli olarak kullanmaya ‘manipülasyon’ denir, ancak Kant’ın tanımı olan ‘basiret’ bunun iyi niyetli ve hep birlikte daha iyiye ulaşmak için yapılmasıdır. Kant’a göre basiret; ”hemcinselerimizi kendi amaçlarımız için kullanma sanatıdır.’’

Girişimcilik, liderlik, yöneticilik konularında da geribildirimin önemi konuşulur. Herhangi bir işletme, kurum ya da bağımsız proje için çalışan kişilerin hayat boyu en büyük hataları geribildirim almamaktan kaynaklanır. Etrafında fikirlerini eleştirebilecek, kendi bakış açısından fikrini söyleyebilecek insanlar uzun vadede daha başarılı olurlar (37). Adam Grant şöyle der; ”Kendi fikirlerimize körü körüne inanmak tehlikelidir çünkü hep bizi yanlış pozitif riskine açık bırakır hem de yaratıcılığımızın doruğuna varmamızı sağlayacak, o çok gerekli çeşitliliği üretmekten alıkoyar.’’ (38)

Başka insanlara ihtiyaç duymamız sadece grup içinde çalışmamız anlamına gelmiyor. Akşam buluşabildiği, telefonla arayabildiği, sosyal medyada kendisine mesaj gönderen insanların varlığı dahi yeterli gelmektedir. Kendisine mesaj gönderen kişilerin niteliği insanın hayatının kalanını en fazla etkileyen koşullardan biridir. Kişi, o anda ait olmasa bile çevresindeki veya grubundaki kişileri tercih ettiği kalitede işler ortaya çıkabilir. Steve Jobs, yenilikçi olabilmek için günlük hayatta görüş aldığın kişilerin diğer insanların standart çevresinden farklı olması gerektiğini söyler (39). Psikolojinin alanına giren nedenler dolayı; nasıl bir grup içindeysek, o grubun onayını almak isteriz (40, 41). Tüm bunlardan dolayı insan kendi çevresini edinmekle  ve zaten sahip olduğu çevreyi olumlu olarak etkileyip onların varlığının olumlu etkilerini edinmekle mesuldür.

Bunlardan grubun fikrine aklını teslim etmek ya da grup içinde iken düşünmeye ihtiyaç kalmaması gibi anlamlar çıkmaz. Seyrici kalma etkisi, Asch deneyi, sürü psikolojisi gibi pek çok konu insanların grup içinde bağımsız düşünmeyi bıraktığında olanları göstermektedir. Başka insanların varlığı ancak kişi kendi kararlarını almaya devam etttiğinde ve bağımsız düşünebildiğinde geçerlidir. Nazım Hikmet’in deyimiyle; ‘’yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.’’.

Hayatta kalmak için başka insanların varlığına ihtiyaç duyan insan türü, nörolojik olarak en çok başka insanlarla ilişkisini düşünecek şekilde gelişmiştir. Ve bu sadece içgüdüsel değil aynı zamanda da işlevsel bir konudur. İnsan ilişkileri başkalarının aklını kendi aklına ilave etmek olarak değerlendirilebilir. Ve kısıtlı bir zihin yapısı, bellek miktarı, odak noktası olan insan beyni ancak başka insanların aklını kullanarak akıllı olabilir. Sürekli tahmin etmesi gereken koşullarla uğraşan insan beyni, başka insanların varlığında hesap yapması gereken konuları azaltır ve esas önemli konulara odaklanır. İçinde bulunduğun çatının sağlam olup olmadığını bile düşünmek zorunda olan beynimiz, başka insanların rahatlığı karşısında bu konuda endişelenmeyi bırakır. İnsan çeşitliliği arttıkça gerçekten bir konuya odaklanabiliriz.

Akılların çakışmadığı, birbirine ilave olarak herkesin fikrini dile getirebildiği ortamlar hem sorun çözücü hem de öğreticidir. İnsan ise böyle ortamlar seçtiğinde ya da bulunduğu ortamı böyle bir hale getirdiğinde başarılı olur. Günlük hayatında rutin olarak karşılaştığı, telefon rehberinde bulunan, online iletişim kurduğu kişi sayısının niteliği ve ilişki gücü; bir kişinin aklının direkt ölçüsüdür. Arkadaşlarımız ve insanlarla iletişim kurma becerimiz aklımızın geliştirmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz ve tüm hayatımızı değiştirecek fonksiyonudur.

Birisini olduğu kişi yapanın ne olduğu konusunda klasik bir tartışma vardır -doğa mı, yetiştirme mi? Genler mi çevre mi? Yanıt: Bu ikisinin bileşimi; açıktır ki genlerin ne olacağımız konusunda büyük etkisi var ama büyürken başımıza gelen her şeyin ve gelişen beynimizin bilgi ve deneyiminin kaynaklarından biri (hatta belki de esas kaynağı) diğer insanlardır. -Dean Burnett

DİPNOTLAR

  1. Birebir, hatta onluk karşılaştırmalarda bile, can sıkıcı ölçüde şempanzelere benziyoruz. Ciddi farklar ancak yüz elli bireyden büyük gruplarda ortaya çıkar, bin ila iki bin arası bir büyüklüğe ulaşınca oluşan farklar ise olağanüstüdür. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  2. Bir gruptaki şempanze sayısı arttıkça sosyal denge istikrarsızlaşır ve nihayetinde bir kırılma yaşanarak yeni bir grup oluşur. -Sapiens, Yuval Noah Harar
  3. Buna karşılık Sapiens bu tür yerlerde düzenli olarak binler halinde toplanırken, birlikte tek başlarına asla kuramayacakları düzenli örüntüler ortaya çıkarırlar. Ticaret ağları, kitlesel kutlamalar ve politik kurumlar. Şempanzelerle aramızdaki asıl fark bireyleri, aileleri ve grupları bir arada tutan efsanevi bir yapıştırıcıdır. Bu yapıştırıcı biri yaratımın ustaları haline getirmiştir. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  4. Nasıl oluyor da 30 bin yıl önce ucu çakmaktaşından yapılmış sopalarımız varken, şuan nükleer başlık taşıyan kıtalararası füzelerimiz olabiliyor? Fizyolojik olarak geçtiğimiz 30 bin yıl içinde alet yapabilme becerimizde ciddi bir değişliklik olmadı. Albert Einstein eski bir avcı toplayıcıya göre ellerini kullanmakta çok daha beceriksizdi. Öte yandan, zaman içinde çok sayıda yabancıyla işbirliğe yapabilme becerimiz çok ciddi biçimde ilerledi .Ucu çakmak taşından yapılmış sopa tek bir kişi tarafından birkaç dakika içinde üretilmiştir ve bu kişi sadece yakın bir arkadaşının tavsiyesine ve yardımına ihtiyaç duyuyordu. Modern bir nükleer başlığın üretimi dünyanın her yanından, yeryüzünün derinliklerinden uranyum çıkaran maden işçilerinden, atom altı parçacıklarının etkileşimlerini tanımlamak için uzun matematiksel formüller yazan. teorik fizikçilere kadar milyonlarca kişinin işbirliğini gerektirir. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  5. Tarım devrimini izleyen 1000 yıldaki insanlık tarihini anlamak, tek bir soruyu cevaplamakla mümkün olabilir: Eğer uygun içgüdüleri yoksa, insanlar kitleler halinde işbirliği ağlarını nasıl oluşturuyorlar? Cevap kısaca şudur: İnsanlar hayali düzenler yaratıp, yazıyı icat ettiler ve bu ikisi, biyolojik mirasımızın boş bıraktığı yerleri doldurdu.  -Sapiens, Yuval Noah Harar
  6. Devletler ve piyasa bunu milyonlarca yabancıyı bir araya getiren ve ulusal ve ticari çıkarlara göre tasarlanmış ”hayali topluluklar” yaratarak yapıyor. Hayali bir topluluk birbirini tanımayan ancak tanıdığını düşünen insanlardan oluşuyor. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  7. Ortaçağ köylülerinin aksine, modern sanayi güneşle veya mevsimle ilgilenmez; kesinlik ve birörnek olması çok daha önemlidir. Ortaçağdaki her ayakkabıcı, tabanından tokasına kadar ayakkabının tamamını kendisi yapardı, bir ayakkabıcının işe geç kalması diğerini engellemezdi. Modern bir fabrikadaysa her işçi ayakkabının küçük bir bölümünü yapan bir makinenin başında durur, beş numaralı makinede çalışan işçi uyuyakalırsa diğer makineler de akar. Bu tür hatalar da herkesin uyacağı kesin zaman çizelgeleriyle çözülür. Tüm işçiler de tam olarak aynı saatte gelir, aç olsun ya da olmasın aynı anda öğlen molasına çıkarlar, herkes eve mesainin bittiği işaretiyle gider, ellerindeki iş bittiğinde değil. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  8. Topluluk içinde yaşamak için gereken tüm sosyal ilişkileri koordine etmek epeyce bilgi işlemeyi gerektirir. Sürü avcılarının yaptığı üç taş oynamaya benzetirsek, insan toplulukları aralıksız bir satranç turnuvası içindedir. Sonuçta da güçlü beyinlere ihtiyaç vardır. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  9. İnsanların söyledikleri, nasıl davrandıkları, ne yaptıkları ve düşündükleri, önerdikleri, yarattıkları, inandıkları, tüm bunlar biçimlenmekte olan beyin üstünde doğrudan etkiye sahiptir. Hatta benliğimiz çok bakımdan (özdeğerlendirmeye, ego, motivasyon, hırs vb.) başkalarının hakkımızda nasıl düşündüğüyle ve bize karşı nasıl davrandığıyla oluşur.  -Aptal Beyin, Dean Burnett
  10. Yüz ifadenize bakarak insanlar ne düşündüğünüzü ya da hissettiğinizi bilebilir. Bu zihin okumadır ve yüz aracılığıyla yapılır. Aslında gayet yararlı bir iletişim yöntemidir; pek de sürpriz sayılmaz, çünkü beynin başkalarıyla iletişime ayrılmış çok çeşitli süreçleri vardır.  -Aptal Beyin, Dean Burnett
  11. Sosyal güven hayatta kalmayı teşvik eder, beyin de bunu iyi bir hisle ödüllendirir. Fakat hayatta kalmanın yolu herkese güvenmekten geçmez. Bu yüzden beyniniz sürekli oksitosin salgılamak yerine sosyal ilişkileri analiz eder. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning
  12. Örneğin yüksek bir ses işitiyorsunuz ve bunun kızgın bir mamut olabileceğini biliyorsunuz ama kabilenizdeki herkes çığlık çığlığa kaçışıyorlar, demek ki bunun kızgın bir mamut olduğunu muhtemelen biliyorlar, kaçanları izleseniz iyi olur. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  13. Varolmayan şeyleri de hayal edebilecek kadar çok nöronumuz var. Bu bize zaman kaybetmeden çözüm yaratma gücü veriyor. -Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning
  14. Beynimiz diğer insanları belirsiz senaryolarda başvurulacak referanslar olarak kullanmayı tercih ederler. -Aptal Beyin, Dean Burnet
  15. İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında, insanlar hayatlarını içine doğdukları bağlarla geçirdiler. Yeni bir ruba karışarak çiftleştikleri oldu ama bu değişimler genelde sınırlıydı. Günümüzde kalıcı, uzun süreli bağlanmalar daha az tercih ediliyor ve genellikle küçümseniyor. Fakat yine de onlar olmadan bir şeyler yanlış gidiyor hissine kapılıyoruz. Nedenini bilmiyoruz ama ”herkesin adımızı bildiği” o yeri arayıp duruyoruz. Ya da insanların aynı tepkiyi verdiği kalabalık stadyumlar, konser salonları, öfkenizi paylaşan siyasi topluluklar. Yorumlarınıza yer veren çevrimiçi forumlar. Bu tür şeyler iyi hissettirir çünkü sosyal ittifaklar oksitosini tetikler. Tabii ki bunlar sadece kısa güven anları, kısa sürede son bulacak salgılamalardır. Ve bu yüzden beyin daima daha fazlasını salgılayacağı fırsatlar arar.-Mutlu Beyin, Loretta Graziano Breuning
  16. Gençlerin birlikte çalışmasını sağlamak, benlik saygısını geliştirir, merak etmelerini sağlar, yaratıcılığı artırır, başarıyı artırır ve pozitif sosyal davranış geliştirir. Grup çalışmasıyla birlikte öğrenciler, sorun çözmede ve ortak hedeflere ulaşmak için işbirliği yapmayı, birbirlerinin güçlü yönlerinden yararlanması ve zayıf yönlerini hafifletmeyi, fikirlerini desteklemeyi ve paylaşmayı öğrenirler. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  17. Diğer insanlarla yakın ilişkiler kurduğumuzda birbirimizin düşünce ve duygu yapısını etkiliyoruz. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  18. Hayır, ama öğreniyor ve aynı zamanda anlatıyorlardı. Evrensel eğitim buydu. Öğrenci hocalık yapıyordu. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  19. Bir çocuğun eğitiminde bir çok şeyler vardır ki; başka çocukların yardımı olmaksızın anne-baba ve öğretmenlerin yapmasına olacak yoktur. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  20. Çocuklarına olabildiğince iyi bir eğitim vermek isteyen ama dünyada onları var olan eğitim kurumlarının oğunun kötü etkileriyle karşı karşıya bırakmak istemeyen, benim gibi, pek çok insan vardır. Bu gibi kimlerin karşılaştıkları güçlüklerin ayrı ayrı bireylerin çabalarıyla üstesinden gelinmesi söz konusu değildir. Doğal olarak çocukları kendi evinde de eğiticiler ve özel öğretmenler ile yetiştirmek mümkündür, ama bu çocukları yapılarının gerektirdiği ve eğer olmazsa eğitimin bazı asıl unsurları eksik kalacak olan arkadaşlıktan yoksun bırakır. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  21. Başarısızlıklık sıklıkla okuldaki yalnızlık sonucudur. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  22. Bir insan yalnızsa, belirlenen yollardan ihtiyaçlarını karşılayamaz ve başarılı bir kimlik edinemez. Onun için kültür yoksunu, mahrum, vazgeçmiş, ilgisiz gibi daha hafif tabirler kullansak da asıl sorunu aile veya çevresine iyi ilişkiler kurabileceği kişileri bulamamasıdır. Bir çocuğun da tek ümidi bu insanları okulda bulmaktır. Yalnız kalmaya devam ederse kimlik için gerekenleri tamamlayacaktır; başkalarının gözünde değerliliği gerektiren, sevgi ve öz-güven yolları kapalı olacaktır. Toplumuzdaki başarısızlar yalnız olanlardır, diyebiliriz. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  23. Ders materyalini öğrenmenin olası en iyi yollarından biri, başka birine öğretme deneyimidir. Öğretmek, malzemeyi öğretenenin hafızasına kazır. -Okul Devrimi, Ron Paul
  24. Her insan, bütün bildiklerilerini öğretmenden hoşlanacağı başka birini bulabilir. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker
  25. Sonra eve gidiyorlar ve ödevlerini yapmaya çalışıyorlar, bu da başka bir dizi sorun ortaya çıkarıyor. Genelde çocukların bir vakum içinde çalışması isteniyor. Bir problemde takılırlarsa, yardım alabilecekleri hiçbir yer yok. Moralleri bozuluyor, genelde de uykusuz kalıyorlar. Sınıf yeniden bir araya geldiğinde, büyük olasılıkla nerede sorun yaşadıklarını da tam olarak hatırlamıyorlar. Bütün bu süreçte öğrenciler bilgiyi ne kadar iyi kavradıkları konusunda yeterince geribildirim alamıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  26. Çoğu okul sistemi, aşırı başarısızlığı azaltmayı, öğrenme kolaylığını arttırmayı, çocukları sınıflardan başarıya göre ayırarak yapmaya çalışırlar. Benzer yetenekteki öğrencilerden oluşan bu sınıflar, yavaş öğrencilere düşük standartlar koyarak başarısızlığı önlerler. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  27. Başarısızlığın başarısızlığı doğurduğu, başarısızlıkların onlara yardımcı olacak başarılı çocuklardan izole edildiği özel sınıflar, yanlış yolda bir adımdır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  28. Tam öğrenme modelinde aynı öğrenme düzeyine farklı sürelerde erişiliyor. Daha hızlı öğrenenler sonraki konuya geçebiliyor ya da destek egzersizleri yapabiliyor. Daha yavaş öğrenenlere yardım etmek için bireysel dersler, arkadaş desteği ya da ek ev ödevi veriliyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  29. Bir toplumda ne kadar farklı kişiler olduğu önemlidir, bir işi ne kadar çok kişinin iyi yapabildiği değil. -Ken Robinson
  30. Hayalini kurduğum her yaştan öğrencinin bir arada olduğu karma sınıflar, öğrencilerin birbirlerine öğretmesinin önemli bir rol oynadığı öğrenme ortamları olacak.  -Dünya Okulu, Salman Khan
  31. Geleceğin okullarında tek derslik olması gerektiği fikrindeyim. Farklı yaşlardan çocuklar kaynaşmalı. Ders anlatımının ve herkese uyacak tek müfredatın diktası olmadığında bunu gerçekleştirmek mümkün. Temel model olarak öğrencininkendi hızında öğrenimi yerleştiğinde, çocukları yaş gruplarına göre bir araya getirmek için neden kalmaz, hele onları ”algılanan” potansiyellerine göre hiç nedeni kalmaz. Daha büyük ya da daha ileri öğrenciler, geride kalmış çocuklara akıl hocalığı yaparak öğretmenin müttefikleri haline gelir. -Dünya Okulu, Salman Khan
  32. İlk yaşlardan sonra çocuğa bedensel cesareti öğreten diğer çocuklardır. Çocuğun büyük kardeşleri varsa, onlar davranışlarıyla ve sözleriyle çocuğu teşvik ederler. Onlar ne yaparlarsa çocuk da onu yapmaya girişir. Okulda, korkaklık hor görülür; yetişkin öğretmenlerin soruna fazla önem vermelerine gerek yoktur. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  33. Büyük çocuklar, küçük çocuklar ve yaşıtların hepsinin yararı vardır ama büyük ve küçük çocukların yararları, yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı, asıl olarak aileyle sınırlıdır. Daha büyük çocukların büyük yararı ulaşılabilir tutkular sağlamaktır. Bir çocuk daha büyük bir çocuğun oyununa katılmaya layık sayılmak için büyük çaba harcar. Büyük çocuk rastgele ve doğal davranır, yetişkin bir insanın çocuklarla oyunlarında zorunlu olarak göstereceği düşünce ve yapaylıktan uzaktır. Yetişkin bir insanda aynı düşüncesilzik acıklı olur çünkü hem yetişkinin yetkisi ve otoritesi vardır hem de kendini eğlendirmek için değil, çocuğu eğlendirmek için oyna.r Bir çocuk ağabeyine veya ablasına severek itaat eder. Böyle bir insan bir yetişkine karşı, aşırı birdisiplin sonucu olarak asla sıra dışı olarak gösterilemez. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  34. Eğitim sisteminde daha çok öğrencinin birbiriyle ilgilenmesini sağlamalıyız, bu onlar için yeterince önemli gibi gözükmektedir; böylece düşünmeyi, sorunlar çözmeyi ve toplumsal olarak sorumluluk sahibi olmayı öğrenmeye çalışacaklardır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  35. Üniversitede bile ben ağırbaşlı, saygı değer beylerden öğrenemediğim pek çok şeyi, benden birkaç yaş büyük olanlardan öğrendim. Sanıyorum ki üniversitenin toplumsal yaşamı yıllarla çok sert biçimde tabakalara ayrılmışlarsa bu herkesin başından geçen bir şeydir. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  36. Öğrencinin değerlendirilmesinde tamamen göz ardı edilen ama bence hem üniversite kampüsünde hem de işyerinde sonderece istenir bir özelliğin izini sürecek bir veri kategorisi düşünüyorum: başkalarına yardım etme isteği ve yeteneği. -Dünya Okulu, Salman Khan
  37. Kendi fikirlerimizi değerledirmede daha iyiye gitmenin en iyi yolu geribildirim almak. Birçok fikir açığa çıkarın, hedef kitlenizin bunlardan hangilerini övüp benimsediğine bakın. -Orijinaller, Adam Grant
  38. Kendi fikirlerimize körü körüne inanmak tehlikelidir çünkü hep bizi yanlış pozitif riskine açık bırakır hem de yaratıcılığımızın doruğuna varmamızı sağlayacak, o çok gerekli çeşitliliği üretmekten alıkoyar. -Orijinaller, Adam Grant
  39. Yenilikçi bağlantılar kuracaksan deneyim kümen herkesten farklı olmalı. -Orijinaller, Adam Grant, Steve Jobs’tan alıntı
  40. Bize benzer kişilerin yani akran grubumuzun onayını kazanmayı, daha uzak olan izleyici kitlesini onayından daha çok isteriz. -Orijinaller, Adam Grant
  41. Komedyenler sık sık en gurur duyulacak şeyin bir başka komedyeni güldürebilmek olduğunu söylerler. -Orijinaller, Adam Grant
  42. Çünkü başkaları, beynimizin sağlıklı olmasında (dolayısıyla bizim sağlıklı olmamızda) oldukça etkilidir. -Aptal Beyin, Dean Burnett

EKLER

  1. Yaratıcı Öğrenciler, 90-91
  2. Sosyolog Pitirim Sorokin çarpıcı bir eleştirisinde, Terman’ın Termitler’le aynı aile altyapılarına sahip çocuklardan -IQ’larını bütünüyle göz ardı ederek- gelişigüzel seçim yapması durgunda da özenle seçilmiş dahiler grubu kadar ilgi çekici şeyler başaran bir grup elde etmiş olacağını ortaya koydu. -Outliers, 68***
  3. Örneğin bilimde herhangi bir şeyin nasıl çalıştığına dair iddiada bulunamdan önce verinizi ve araştırmanızı aşırı dikkatli gözden geçirmeniz gerekir. Etrafınızın sizin gibi zeki insanlarla çevrilmiş olması, eğer bir hata yaparsanız ya da abartılı bir iddiada bulunursanız bunu yakalamalarının ve size bildirmelerinin daha muhtemel olması anlamına gelir. Bu durumun mantıksal sonucu, bilmediğiniz ya da emin olmadığınız şeler hususunda keskin bir farkındalığınızın olmasıdır, bu da bir tartışma ya da polemikte çoğunlukla engel haline gelir. -Aptal Beyin, Dean Burnett
Abdullah Reha Nazlı

Abdullah Reha Nazlı

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.