Başkalarının aklı olmadan yeterince akıllı olamayız

Az sayıda insan yaşamda sıkça karşılaşılan sorunları çözerken birbirine yardım etmeyi öğrenmek, eğitimde zorlandığımızda bu konuda dünyada yalnız olmadığımızı bilmek konularını okulla bağdaştırır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser

Hızlı koşamayan bir çita, günlük ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamayaz ve ölür. Hayatta kalan çitalar kendi arasında çoğalır ve onların genleri bir sonraki nesle aktarılır. Böylelikle çita nesli hızlı kalmaya devam eder. Kürkü kalın olmak, kulakları keskin olmak, sağlam pençeleri olmak ya da kamüflaja sahip olmak gibi özellikler her canlının kendisine özgü ihtiyaçlarınca önemlidir. Nesiller bu özellikler üzerinden devam eder. Bir kuş için kanatlarını kaybetmek ölümcül olur, kanatları kaybetmeye neden olan davranışlar kuşlar arasında yaygınlaşmaz, nesiller arası aktarılmaz. Her canlının beyni de kendisi için hayati önem taşıyan konulara en yüksek düzeyde dikkatini yönlendirebileceği şekilde gelişmiştir.

İnsan ise varolmak için topluma ihtiyaç duyar. Kuş için kanat neyse insan için toplum odur. Çünkü bizi doğada hayatta tutan başka insanların varlığıdır ve beynimiz başka insanlar içinde yaşayabilecek şekilde gelişmiştir. Doğada yalnız başımıza kaldığımızda bir sinek ısırığı, su bulamama, soğuk algınlığı gibi basit bir sorun ölümcül olur; birkaç gün bile dayanamayız. Ama onbinlerce yıl içinde toplumda yaşayarak her biri farklı konuda uzman insanlar sayesinde milyonlarca insan bir arada yaşayıp hayatta kalabiliriz. İnsan dünyada bireysel olarak stabil bir canlı değildir; varolması için diğer insanlar gereklidir.

Kuş için hava akımını hissetmek, çita için önünde koşan canlıyı izlemek; beyinlerinin önemli kısımlarını oluşturur, içgüdüsel olarak o konuya yoğunlaşırlar. İnsan beyni ise diğer insanların içindeki varlığını düşünmeye yoğunlaşmış, beyinlerinin bu kısmı gelişmiştir. Başka insanlar olmadan hayatta kalamayız ve toplumdan dışlanmak en büyük gizli korkumuzdur. Eğer markete, eczaneye gidemeyecek, sokağa çıkamayacak veya evimize giremeyecek olsak hayat bizim için muhtemelen kısa zamanda son bulurdu. Hatta sadece bu konuyla ilgili bir mutluluk hormonumuz bile vardır, o düştüğünde ölecekmiş gibi hissederiz (1). Patronumuz kaşını kaldırdığında ya da sınıfta biri hakkımızda espri yaptığındaki paniğimiz bundandır.

Bu sebeple insanlar dedikoduya kuşların kanatlarına yüklediği gibi anlam yüklemiştir (2). Hayatta kalmak, diğer insanlar içindeki durumu ile ilgili sürekli bilgi almak ve onu korumakla özdeşlemiştir. Dilimiz diğer hayvanların dillerinden farklı olarak akla gelebilecek her ihtimali anlatacak şekilde gelişmiştir (3).

Nöroloji ilmi, beynimizin tahmin yeteceği üzerine geliştiğini söyler. Bir maymunun hayatında arslanın nerede olduğunu düşünmek gibi birkaç dert varken bir insanın aklının aynı anda yoğunlaşamayacağı veya düşünmeden duramayacağı pek çok ihtimal vardır. Koşullar üzerine olası ihtimalleri gözden geçirmek her saniye yaptığımız bir iştir. En ufak detaydan gelecekte bizi etkileyecek sonuçlar çıkarmak ve olasılıkları gözden geçirmek her saniye yaptığımız bir iştir.

Bilim insanları, insanların bir şehirde milyonlarca kişi yaşayabilmesine rağmen hayvanlarda büyük gruplar görülmemesi üzerine araştırmalar yapmıştır. Bir şempanze, gruba giren yeni bir şempanzenin güvenilir olup olmayacağını anlamaya çalışır. Bu şekilde tanıdık şempanzelerden bir grup içinde rahat yaşabilir, ancak bunun bir sınırı vardır. 20-50 adet arasındakiler normal karşılansa da sayı arttıkça güvensiz bir ortam oluşur ve grup bölünür (4).

Güven sorunu ve karşındaki bireyi tanıma ihtiyacı insanlar için de geçerlidir. Fakat insanlar çok daha kalabalık gruplar oluşturabilirler. Bunun sebebi ise diğer tüm hayvanların aksine, insanların soyut kavramlar üzerine birleşebilmesidir. Aynı milliyete sahip olmak, aynı dine inanmak, aynı takımı tutmak, aynı şirkette çalışmak, aynı mahallede oturmak gibi pek çok güven işareti ile toplumlar meydana gelmiştir.

Ömrü insanlar içinde başlamış, çalışma hayatı insanlar içinde devam edecek ve yaşamı insanlar içinde noktalanacak canlılar olarak insanlar olarak ilişki kurmayı anlamak başlıca ihtiyacımızdır. Her saniye değişen dinamik düzenler içinde hayatta kalmaya çalışacak, bir yandan ruhsal dinginliğini koruyacak, diğer yandan toplumdaki konumunu idare edecek insanlar olarak kendimizi ifade ve diğer insanlarla işbirliğini öğrenmeye çok ihtiyacımız var.

Bunun yanı sıra insan beyni ancak diğer insanlar olduğunda anlamlıdır. Tek başımıza bir ömür boyu çiftçiliğe odaklanıp kendi yiyeceğimizi çıkarıp başka insanlara muhtaç kalmadığımızı düşünebiliriz. Ama o zaman çok kötü elbiseler giyer, hastalanınca kendimize ilaç üretemez, binalar yapmaya yoğunlaşamazdık. Bir insanın beyni kendi inşa ettiğimiz toplum düzeni ve yaşam tarzı içinde eksiktir, ancak diğer insanların varlığı ile bütün olur.

Bu sadece bu konu için geçerli değildir. Bizzat çalışma ortamlarında, iş gruplarında, proje ofislerinde çalışan herkes farklı fikirlerin, başka bakış açılarının inanılmaz etkilerini görebilir. Grup buluşmalarında ortamdaki en zeki kişiye ilave olarak her toplantıda başka yeni fikirler de yer alır. Anket ve örnekleme çalışmalarında bir işin uzmanlarının  fark etmediği bir detayları fark etmesi için sıradan insanlara da sorular sorulur.

Ancak başka beyinlere şiddetli ihtiyacımıza, insanlarla işbirliğini öğrenmenin hayati önem taşımasına rağmen okullarda sınıf içi iletişim engellenmiş gibidir. Tüm sistem sınıfa birinin girip size bir şeyler anlatıp gitmesi üzerindir. Oysa bir sınıfa doldurulmuş onlarca öğrencinin her biri aynı problemle ilgilenmekte, aynı sorunları yaşamakta, aynı geleceğe hazırlanmaktadır. Bu kişilerin birbiriyle olan etkileşimi öğrenmeyi, problem çözmeyi aşırı derece hızlandıracağı gibi hayatın kalanında da nerede çalışırlarsa çalışsınlar kendilerine yardımcı olacaktır.

Sguta Mitra adında bir profesör, Yeni Delhi’de bir gecekondu mahallesineki bir okulda bir deneme yapar. Duvara bilgisayar kurar, internet bağlar ve çocukların tepkisini izler. Hiç bilgisayar görmemiş, web tarayıcısısının ne olduğu bile bilmeyen, bilmedikleri yabancı bir dil olan İngilizce işletim sistemi ile ne yapacaklarına bakılır. Ken Robinson’dan alıntı ile; ”Çocuklar çok hızlı bir şekilde bilgisayarla neler yapabileceklerini öğrendiler ve sonrasında birbirlerine öğretmeye başladılar. Saatler içinde oyun oynayabilir, müzik kaydedebilir, internette gezer hale geldiler.”

Profesör, çocukların inanılmaz bir hızda kendi kendilerine keşfetme süreci sonrası sesli metin okuma programı kurar. Program, çocukların aksana sahip olması nedeniyle söylediklerine karşılık vermemektedir. Profesör iki ay sonra dönmek üzere üniversitesine gider, okuldan ayrılır. Döndüğünde ise büyük bir şok yaşar. Çocukların günlük konuşmasında aksan kaybolmuş gibidir. Programın konuştuğu nötr aksana göre konuşmalarını düzeltmişlerdir; hatta yanlış kullandıkları kelimeler ile yanlış yaptıkları bazı dilbilgisi kurallarını da. Bunda, çocukların birbirlerine öğrettikleri ve keyifle öğrendikleri serbest ortam etkili olmuştur (4).

Profesör bu kez onlara zor bir görev verir, Biyoteknoloji öğreten bir programı kurcalamak ve anlayabildikleri şeyleri anlamak. Kendine bunu başaramazlarsa ”evet, belli şeyleri öğrenmek için kesinlikle öğretmene ihtiyacımız var” demek üzere söz verir. Yine bir süre sonra döndüğünde çocukların DNA replikasyonlarına kadar anlayıp yorum getirdiklerini görünce gerçeği anlar. Bir sınıf içinde öğrenmek çok önemlidir, ama bunun esas önemi sınıfta başka öğrenciler olmasıdır, öğretmen değil. Bir arada öğrenen bir ekip birbirinin eksiğinden haberdar olur ve kendi eksiği imiş gibi onu kapatır. Ken Robinson’un deyimiyle; diğer insanlarla yakın ilişkiler kurduğumuzda birbirimizin duygu ve düşünce yapısını etkileriz (5).

Aynı tespiti meşhur ‘cahil hoca’ Jacotot da yapmıştır. Kendisinin anlatımı olmadan bir sınıf öğrencinin Fransızca öğrenmesi deneyimi sonrası sınıf kendi haline bırakıldığında hepsi birlikte kendi istediklerini öğrenmeye ve birbirilerine öğretmeye başlamışlardır. Bir şey öğrenmekte olan tüm öğrenciler aynı zamanda da hocalık yapıyor ve grubun onu öğrenmesini kolaylaştırıyordur (6).

Kant’ın yüzlerce yıl önce eğitim hakkındaki tespitleri bugün bile geçerlidir. Ve böyle bir akıl hocasının varlığı, dünyanın en başarılı sistemlerinden Alman Eğitim Sistemi’nin ortaya çıkışına ilham olmuştur. Kant’ta ‘basiret’ konusu önemle işlenir. Büyük filozof Kant’a göre bir öğrenciye eğitimde kazandırılabilecek ve kazandırılması gereken en önemli konu insanlar içindeki varlığımızı avantaja dönüştürmektir. Başka insanları kendi amaçları için art niyetli olarak kullanmaya ‘manipülasyon’ denir, ancak Kant’ın tanımı olan ‘basiret’ bunun iyi niyetli ve hep birlikte daha iyiye ulaşmak için yapılmasıdır. Kant’a göre basiret; ”hemcinselerimizi kendi amaçlarımız için kullanma sanatıdır.”

Bir sınıfı yıllarca paylaşan öğrenciler bir süre sonra birlikte düşünmeye başlarlar. Bu büyük bir fırsattır ve onların birbirlerine doğal yoldan öğretmeleri gibi bir ortam oluşmasına müsaittir. Öğretmekten kastımız birinin anlatıp diğerinin dinlemesi değil, hep birlikte öğrenip hep birlikte birbirinin eksiğini kapatmakla ilgildir. Ancak çocuklar bu fırsatı sadece sınavlardan önceki birkaç dakikada ya da ender olarak okul dışında ders için buluşmalarda yakalarlar. Bazen de derste biri bir şey sorarsa diğeri fısıldayarak yanıtlar. Genellikle tüm vakit sınıfta sessizce oturmakla geçer.

Bunlara rağmen bir öğrencinin hayatında eğitimin en önemli bölümünü bu ufacık zamanlarda arkadaşlarından öğrendikleri oluşturur. Hatta en etkili öğrenme, sınav sonrası ayaküstü birbirleri ile neyi neden yanlış yaptıklarının muhabbetini yaptıkları kısımdır. Birebir diyaloglarda karşı tarafın anlayıp anlamadığını fark etme ve cümleleri onun anlayacağı şekilde kurma ancak arkadaşlar arasında yaşanabilir. Öğretmen bunu başaramaz, başarsa bile tüm sınıfa uygulayamaz. Gerçekte ideal öğrenim, aynı amacı taşıyan bir arkadaş grubunun bir konu üzerinde konuşacak rahat vakit bulması ile gerçekleşir. Okullarda bu hiç yaşanmaz.

Bertrand Russell gibi büyük insanların çoğu çocuklarını okula göndermek bile istememiştir (7). Önemli bir matematikçi ve filozof olan Russell, Eğitim Üzerine kitabında küçük çocuğuna bakan bir dadının bile onu nasıl etkilediğini görmekte ve okulda ise çok daha vahim hatalarla karşılandığını bilmektedir. Yine de çocuğunu okula göndermek zorunda olduğunu söyler. Çünkü evde kendisi eğitim verse ya da en özel imkanları sağlasa bile sağlayamayacağı bir şey vardır; sınıf ortamı (8). Bir sınıf dolusu arkadaş bir çocuk için en önemli öğrenme ortamıdır ve okulun sistemi ne kadar yanlış olursa olsun arkadaşlık zihnimizde tamamlanması gereken çok önemli bir eksikliktir.

William Glaser de okuldaki başarısızlık ile okuldaki yalnızlık arasında ilişki görür (9). Evinde ve hayatında sorun yaşayan bir öğrenci için bile okuldaki arkadaşlıklar öğretici ve motive edicidir. Ancak okulda arkadaşı olmayan ya da yanlış arkadaşlıklar edinen kişi için başarı ve mutluluk uzak görülür (10).

Bu arada anlatarak öğrenme de çok önemli bir konudur. Konuyu bilmeyen kişi bile birazdan anlatacağını bildiği an öğrenme modunu açar, her okuduğu cümleyi gerçekten okur (11). Birlikte öğrenim sırasında bu doğal olarak her an yaşanır. Nöroloji ilmi anlatma sırasında beynin çalışan kısımlarının incelenmesinden anlatmanın önemli bir öğrenme biçimi olduğunu tespit etmiştir.

Okullarda sınav öncesinde gençlerin panik içinde üç-beş dakikada öğrendiklerini ve birbirlerine anlattıklarını çıkarsanız, not ortalamaları oldukça düşerdi. Hatta sınav sonrası hangi sorunun yanlış yapıldığının ayaküstü tartışıldığı an, bir dönem boyu verilen dersten daha öğreticidir. Üstelik, böyle ortamlarda konuşmak bir insana aşırı lezzetli gelir (12). Tüm ilgi ortak konu olan derstedir, oysa bu bir döneme ve hayata yayılmalıdır (13).

Okulun birey için en büyük fırsatı orada başka öğrenciler de olmasıdır. Sizinle aynı dertlere sahip her gün gördüğünü yüzlerce insan. Sadece sınıf arkadaşlarınız değil, fakülte ve kampüsteki onbinlercesi. Ve internetteki milyonlarcası. Sosyallik insanın bir numaralı özelliği. İnsanlar, Kevin Mitnick’in deyimile tüm sorunların ve tüm çözümlerin kaynağı. İnsan ilişiklerini çözen kişi bir ‘toplum mühendisi’ olacak ve hayatındaki tüm konulara bakışı değişecektir (14).

Öğrenciye topluluktan biri, normalara uyması gereken standart ürün ve kısacası ortalamanın bir parçası muamelesi yapan okulda bir sınıf içinde başarılılar ve başarısızların ayrı sınıflarda toplanması ve kendi seviyesine göre eğitim görmesi gibi uygulamalar vardır. Oysa bir insan fıtratının her türden insandan öğreneceği şeyler vardır ve başarılıların bir arada olduğu sınıf dahi pek çok farklı karakterden yoksundur (15). Başarısızlığın birinci sebebi yalnızlık iken başarılı olanları başarısızlardan ayırmak başarısızlığı ömür boyu tescillemektir (16).

Öğrencileri başarılı ve başarısız diye ayırmak; başarılıyı daha başarılı yapmaz, başarısızı daha başarısız yapar. Öğrenme ortamında yararlı olan ortalama başarı değil çeşitliliktir. Aynı tip düşünen insanların bir arada olduğu ortamdan çıkacak düşünce bellidir. İletişim kurduğumuz kişi sayısı arttıkça aklımız artar. Her tipten öğrencinin olduğu sınıfta birbirine yardım artacaktır (17).

Bu sadece sınıf için değil hayat için de geçerlidir. Hayata hazırlaması gereken okuldan çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri de budur. Ken Robinson toplumdaki farklı insan türlerine olan ihtiyaca dikkat çekerken önemli olanın çeşitlilik olduğunu vurgular (18). Çeşitli öğrencilerden oluşan kalabalık bir sınıf, sadece başarılı öğrencilerden oluşan küçük bir sınıftan çok daha öğreticidir.

Khan Akademi’nin kurucusu Salman Khan da sınıfların birleştirilmesini önerir. Burada birlikte öğrenme, hocaların birbirine yardım etme fırsatı, hızlı ve yavaş öğrenenler arası farkın kapanması, öğrencilerin birbirine öğretmesi ve hocaların birbirinin açığını kapatması gibi yararlar öngörür (19).

Bertrand Russel ise aynı seviyedeki sınıfların haricinde farklı yaşlardaki öğrencilerin de bir araya getirilmesini önerir (20). Çünkü hepimiz için büyükler ve küçükler ayrı ayrı önem taşır. Aynı anda hem örnek alma hem de örnek olma içgüdüsü ile yaşarız (21). Tarih boyu insanın olduğu her yerde farklı yaştaki insanlar bir arada bulunmuş, yaşamış ve öğrenmiştir. Genlerimiz ve beynimiz buna adapte olmuştur. Russell, ilham verici kişilerin tümünün hayatında tanık olduğumuz bir gerçeği kendi yaşamından örnekleyerek kurallaştırır. Hepimizin öğrenmesi başka insanların varlığı ile olur, yaş ya da başarıya göre sınıflandırmanın sadece zararı vardır. Her insan bir değerdir (22).

Bu arada üniversite bir insan için bu konuda inanılmaz bir imkandır. Her ne kadar üniversitenin hikmeti ülkemizde yanlış anlaşılmışsa da fakülte yılları pek çok genç için farklı tipte insanlar tanıma fırsatı açısından çok önemlidir. Orada geçirilen zaman boşa geçiriliyor olmasa özgür öğrenme ortamı ve fırsatlarda binlerce öğrencinin birbirine öğretebileceği çok şey vardır (23). Çeşitlilik, kendini eğitim için inanılmaz bir fırsattır. Tek bir grup ile dört sene geçirmek yerine sosyallik arttıkça öğrenme ve hayata hazırlık artar; kendi mesleğini ve karakterini inşa etme fırsatı oluşur.

Bu arada günümüz iş dünyasında başkalarına yardım etme içgüdüsü aranan bir özelliktir (23). Elbette insanlara yardım eden biri olmak uyumlu bir iş arkadaşlığı olacağını gösterir ve insanlar personel ararken nitelik kadar her gün saatlerce birlikte olacakları kişiyi arkadaş seçer gibi seçerler. Ama esas önemli kriter; sosyal bir insan olmaktır. Zira telefonun ucunda yardım alabileceği kendi kalitesinde kişiler olan biri, o sorunu çözmeye daha yakındır. Konuşmaya yatkın bir insanın her meselenin üstesinden gelebileceği düşünülür.

Hayatta kalmak için başka insanların varlığına ihtiyaç duyan insan türü, nörolojik olarak en çok başka insanlarla ilişkisini düşünecek şekilde gelişmiştir. Ve bu sadece içgüdüsel değil aynı zamanda da işlevsel bir konudur. İnsan ilişkileri başkalarının aklını kendi aklına ilave etmek olarak değerlendirilebilir. Ve kısıtlı bir zihin yapısı, bellek miktarı, odak noktası olan insan beyni ancak başka insanların aklını kullanarak akıllı olabilir. Sürekli tahmin etmesi gereken koşullarla uğraşan insan beyni, başka insanların varlığında hesap yapması gereken konuları azaltır ve esas önemli konulara odaklanır. İçinde bulunduğun çatının sağlam olup olmadığını bile düşünmek zorunda olan beynimiz, başka insanların rahatlığı karşısında bu konuda endişelenmeyi bırakır. İnsan çeşitliliği arttıkça gerçekten bir konuya odaklanabiliriz.

Akılların çakışmadığı, birbirine ilave olarak herkesin fikrini dile getirebildiği ortamlar hem sorun çözücü hem de öğreticidir. İnsan ise böyle ortamlar seçtiğinde ya da bulunduğu ortamı böyle bir hale getirdiğinde başarılı olur. Günlük hayatında rutin olarak karşılaştığı, telefon rehberinde bulunan, online iletişim kurduğu kişi sayısının niteliği ve ilişki gücü; bir kişinin aklının direkt ölçüsüdür. Arkadaşlarımız ve insanlarla iletişim kurma becerimiz aklımızın geliştirmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz ve tüm hayatımızı değiştirecek fonksiyonudur.

Eğitim sisteminde daha çok öğrencinin birbiriyle ilgilenmesini sağlamalıyız, bu onlar için yeterince önemli gibi gözükmektedir; böylece düşünmeyi, sorunlar çözmeyi ve toplumsal olarak sorumluluk sahibi olmayı öğrenmeye çalışacaklardır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser

DİPNOTLAR

  1. Mutluluk hormonu
  2. Kadın ve erkek bireyler için aslanların ve bizonun yerini bilmek yeterli değildir, asıl önemli olan kabilede kimin kimden nefrett ettiği, kimin kimle ilişkiye girdiği, kimin dürüst ve kimin hilebaz olduğunu bilmektir. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  3. Sınıflı sayıda sesi ve işareti kombine ederek her biri farklı bir anlama sahip sonsuz sayıda cümle üretebiliriz. -Sapiens, Yuval Noah Harari
    Bir gruptaki şempanze sayısı arttıkça sosyal denge istikrarsızlaşır ve nihayetinde bir kırılma yaşanarak yeni bir grup oluşur. -Sapiens, Yuval Noah Harari
  4. Gençlerin birlikte çalışmasını sağlamak, benlik saygısını geliştirir, merak etmelerini sağlar, yaratıcılığı artırır, başarıyı artırır ve pozitif sosyal davranış geliştirir. Grup çalışmasıyla birlikte öğrenciler, sorun çözmede ve ortak hedeflere ulaşmak için işbirliği yapmayı, birbirlerinin güçlü yönlerinden yararlanması ve zayıf yönlerini hafifletmeyi, fikirlerini desteklemeyi ve paylaşmayı öğrenirler. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  5. Diğer insanlarla yakın ilişkiler kurduğumuzda birbirimizin düşünce ve duygu yapısını etkiliyoruz. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  6. Hayır, ama öğreniyor ve aynı zamanda anlatıyorlardı. Evrensel eğitim buydu. Öğrenci hocalık yapıyordu. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  7. Bir çocuğun eğitiminde bir çok şeyler vardır ki; başka çocukların yardımı olmaksızın anne-baba ve öğretmenlerin yapmasına olacak yoktur. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  8. Çocuklarına olabildiğince iyi bir eğitim vermek isteyen ama dünyada onları var olan eğitim kurumlarının oğunun kötü etkileriyle karşı karşıya bırakmak istemeyen, benim gibi, pek çok insan vardır. Bu gibi kimlerin karşılaştıkları güçlüklerin ayrı ayrı bireylerin çabalarıyla üstesinden gelinmesi söz konusu değildir. Doğal olarak çocukları kendi evinde de eğiticiler ve özel öğretmenler ile yetiştirmek mümkündür, ama bu çocukları yapılarının gerektirdiği ve eğer olmazsa eğitimin bazı asıl unsurları eksik kalacak olan arkadaşlıktan yoksun bırakır. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  9. Başarısızlıklık sıklıkla okuldaki yalnızlık sonucudur. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  10. Bir insan yalnızsa, belirlenen yollardan ihtiyaçlarını karşılayamaz ve başarılı bir kimlik edinemez. Onun için kültür yoksunu, mahrum, vazgeçmiş, ilgisiz gibi daha hafif tabirler kullansak da asıl sorunu aile veya çevresine iyi ilişkiler kurabileceği kişileri bulamamasıdır. Bir çocuğun da tek ümidi bu insanları okulda bulmaktır. Yalnız kalmaya devam ederse kimlik için gerekenleri tamamlayacaktır; başkalarının gözünde değerliliği gerektiren, sevgi ve öz-güven yolları kapalı olacaktır. Toplumuzdaki başarısızlar yalnız olanlardır, diyebiliriz. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  11. Ders materyalini öğrenmenin olası en iyi yollarından biri, başka birine öğretme deneyimidir. Öğretmek, malzemeyi öğretenenin hafızasına kazır. -Okul Devrimi, Ron Paul
  12. Her insan, bütün bildiklerilerini öğretmenden hoşlanacağı başka birini bulabilir. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker
  13. Sonra eve gidiyorlar ve ödevlerini yapmaya çalışıyorlar, bu da başka bir dizi sorun ortaya çıkarıyor. Genelde çocukların bir vakum içinde çalışması isteniyor. Bir problemde takılırlarsa, yardım alabilecekleri hiçbir yer yok. Moralleri bozuluyor, genelde de uykusuz kalıyorlar. Sınıf yeniden bir araya geldiğinde, büyük olasılıkla nerede sorun yaşadıklarını da tam olarak hatırlamıyorlar. Bütün bu süreçte öğrenciler bilgiyi ne kadar iyi kavradıkları konusunda yeterince geribildirim alamıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  14. Az sayıda insan yaşamda sıkça karşılaşılan sorunları çözerken birbirine yardım etmeyi öğrenmek, eğitimde zorlandığımızda bu konuda dünyada yalnız olmadığımızı bilmek konularını okulla bağdaştırır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  15. Çoğu okul sistemi, aşırı başarısızlığı azaltmayı, öğrenme kolaylığını arttırmayı, çocukları sınıflardan başarıya göre ayırarak yapmaya çalışırlar. Benzer yetenekteki öğrencilerden oluşan bu sınıflar, yavaş öğrencilere düşük standartlar koyarak başarısızlığı önlerler. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  16. Başarısızlığın başarısızlığı doğurduğu, başarısızlıkların onlara yardımcı olacak başarılı çocuklardan izole edildiği özel sınıflar, yanlış yolda bir adımdır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  17. Tam öğrenme modelinde aynı öğrenme düzeyine farklı sürelerde erişiliyor. Daha hızlı öğrenenler sonraki konuya geçebiliyor ya da destek egzersizleri yapabiliyor. Daha yavaş öğrenenlere yardım etmek için bireysel dersler, arkadaş desteği ya da ek ev ödevi veriliyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  18. Bir toplumda ne kadar farklı kişiler olduğu önemlidir, bir işi ne kadar çok kişinin iyi yapabildiği değil. -Ken Robinson
  19. Hayalini kurduğum her yaştan öğrencinin bir arada olduğu karma sınıflar, öğrencilerin birbirlerine öğretmesinin önemli bir rol oynadığı öğrenme ortamları olacak.  -Dünya Okulu, Salman Khan
  20. Çocuğun başlıca içgüdüsü yetişkin olma ya da daha doğrusu güçlü olma isteğidir. Çocuk kendisinden daha yaşlı olanlara oranla kendisinin zayıflığını şiddetle hisseder ve büyüklerle eşit olmak iste. Oğlumun bir gün kendisinin de kocaman bir adam olacağını, benim de zamanında çocuk olduğumu anladığı zaman duyduğu büyük sevinci anımsıyorum. Başarının mümkün olduğunu anlayınca çabasının arttığını insan görebiliyordu. Çok eski çağlardan itibaren çocuk diğer insanların yaptıklarını anlamak ister. Taklit bunu gösterir. Büyük kardeşler yararlıdır çünkü amaçları anlaşılabilir, yetenekleri büyük insanların yetenekleri gibi ulaşılmaz değildir. Aşağılık duygusu çocuklarda çok güçlüdür; normal ve doğru eğitilmişler bu onlara coşku verir ama baskı altında büyütülmüşlerse bir acı kaynağı olabilir. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  21. Geleceğin okullarında tek derslik olması gerektiği fikrindeyim. Farklı yaşlardan çocuklar kaynaşmalı. Ders anlatımının ve herkese uyacak tek müfredatın diktası olmadığında bunu gerçekleştirmek mümkün. Temel model olarak öğrencininkendi hızında öğrenimi yerleştiğinde, çocukları yaş gruplarına göre bir araya getirmek için neden kalmaz, hele onları ”algılanan” potansiyellerine göre hiç nedeni kalmaz. Daha büyük ya da daha ileri öğrenciler, geride kalmış çocuklara akıl hocalığı yaparak öğretmenin müttefikleri haline gelir. -Dünya Okulu, Salman Khan
  22. Çocuklarla vakit geçiren herkesin doğrulayacağı gibi, farklı yaşlardan çocuklar bir araya geldiğinde küçükler de, büyükler de bundan faydalanıyor. Büyük olanlar küçüklerin sorumluluğunu üstleniyor. Küçük olanlar büyüklerine imreniyor, onları örnek alıyor. Herkes daha olgun davranıyor. Küçükle de büyükler de işi ciddiye alıyor. Bu yaş karışımını ortadan kaldırdığınızda herkes bir şeyler yitiriyor. Küçükler kahramanlarını, idollerini, rehberlerini yitiriyor. Belki de daha zararlısı, büyükle lider olma, sorumluluk üstleme fırsatından yoksun kalıyor, bu da çocuk bırakıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  23. Üniversitede bile ben ağırbaşlı, saygı değer beylerden öğrenemediğim pek çok şeyi, benden birkaç yaş büyük olanlardan öğrendim. Sanıyorum ki üniversitenin toplumsal yaşamı yıllarla çok sert biçimde tabakalara ayrılmışlarsa bu herkesin başından geçen bir şeydir. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  24. Öğrencinin değerlendirilmesinde tamamen göz ardı edilen ama bence hem üniversite kampüsünde hem de işyerinde sonderece istenir bir özelliğin izini sürecek bir veri kategorisi düşünüyorum: başkalarına yardım etme isteği ve yeteneği. -Dünya Okulu, Salman Khan

EKLER

  • Sosyal sınıf bütünleşmesi, Ken Robinson, 135

Leave a Reply