Bir konuyu iyi bilmek her konuyu öğrenebilmeyi sağlar

Öğrenmenin en etkin yolunun da, bir konunun akışını, bir kavramı sonraki kavrama ve diğer konulara bağlayan çağrışım zincirlerini vurgulamak olduğunu düşündürüyor. Ancak ne yazık ki sınıf öğretimine standart yaklaşım bunun tersini yapıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan

Uykunun önemini anlamayan her çocuk gibi akşamları erken yatmaktan, sabahları erken kalkmaktan nefret ederdim. Yıllar geçti, bilgisayarlar hayatımıza girdi. Büyük çalışma dosyaları ile çalışırken terminolojiye hakim oldum. Bilgisayarı açtığımız andan itibaren yaptığımız her şey geçici bellek üzerindedir. Eğer dosyaları kaydetmeden bilgisayarınız kapanırsa yeniden açtığınızda bu dosyalara ulaşamazsınız. Bilgisayarı kapatırken gelen tıkır tıkır sesler sırasında geçici bellekteki dosyalar kalıcı belleğe alınır. Bilgisayarınız prize takılı değilken silinmeyen her şey buraya kayıtlıdır. Ne kadar uzun süre bilgisayarınızı kapatmazsanız o kadar yavaşlar, çünkü geçici belleğinizde tutması gereken bilgiler o kadar artar. Yeniden başlattığınızda ise rahatlar ve hızlı bir şekilde çalışmaya başlar. Uyuduğumuzda da aynen bu olur. Uyumaya yakın gün boyu olan her şey beynimizde gözden geçirilir. Kimi bilgi sıkıştırılacak, kimi unutulacak, kimi de yakın bir zamanda kullanılmak üzere göz önünde tutulacaktır. Bu yüzden uyumak üzere iken aklımıza gündüz yaşanmış en önemli olaylar gelir, rüyamızda o gün yaşadıklarımızdan kurgulanmış senaryolar görürüz. Uyanık kaldığımız her süre geçici belleğimizde tutulan bilgi arttığı için yorgunlaşırız, yeni şeylere dikkatimiz azalır. Uyuyup uyanmak bilgisayarı kapatıp açmak gibidir.

Uykunun önemini bilgisayar kullanarak anladım. Barajların çalışma prensibini Sun Tzu okurken çözdüm. Matador-boğa görüntülerinden aklıma ajansta kullanabileceğim bir sosyal medya stratejisi geldi. Mühendisin ne iş yaptığını web tasarım işleri yaparken anladım. SketchUp kullanmaya GIMP bilgim başladım, normalde alakasız gözükür.

Einstein bir ışık demeti ile koştuğunu hayal ederek genel görelilik kuramını  bulmuştu. Newton, kafasına elma düşünüyorsa ayın neden düşmediğini düşünerek yer çekimini buldu. Hawking, ömrü boyunca evrendeki her şeyi açıklayacak tek bir formül üzerinde çalıştı, zira her şeyin ilişkili olduğunu görüyordu. Zaten bildiği şeyler olan herkes başka bir şeyi onunla ilişkilendirmek yoluyla öğrenebilir.

Örneğin Newton’un gördüğü şeyler; yere düşen bir elma, Ay ve kumsaldaki gelgit dalgalarıydı. Ama sonuçta gördüğü şey kesinlikle matematik denklemleri değildir. Yine de Newton bütün bu doğa olaylarından son derece açık ve net, inanılmaz derecede doğru ve hatasız matematiksel tabiat kanunlarını çıkarmayı başarmıştı. -Tanrı Matematikçi mi?, Mario Livio

Ranciere’nin Cahil Hoca kitabında anlattığı öğrenciler başlangıçta sadece Telemak isimli bir kitabı kullanarak Fransızca öğrenmeye başlamışlardı. Birinci dönem sonunda deneyini ilerletmeye karar verdi. Eğer sadece gözlemcilik yaparak öğrencilerin kendi kendilerine öğrenmelerine aracılık edebildiyse, aynı yöntemi kullanarak başka şeyler de öğrenilebilmeliydi.

Tam bir şenlik ortamı oluşmuştu. Kimi öğrenciler Telemak kitabını kullanarak kimya öğrenmeye başladılar, kimi keman, kimi Almanca. Birbirlerine öğretiyorlar, bağıntılar kuruyorlar, keşfediyorlardı. Tek yaptıkları artık hepsinin çok iyi bildiği bir kitap ile yeni öğrenecekleri şeyleri ilişkilendirmekti.

Çünkü insan beyni böyle çalışır. Bir nöron yolu düşünün. Üzerinden sürekli bir akım geçiyor. Üzerinden akım geçmeyen iki nokta arasında ilk kez bir bağıntı kurmak zordur. Ama bir şeyi çok iyi öğrendiğinizde, beyninizde sürekli akım iletilen bir sinir bağlantısı oluşuyor. Her başka bir şey öğrenme çabasında ulaşmak istediğiniz o noktaya değil ana akıma ilişkilendiriyorsunuz. Bir kez ana akıma bağlanınca tüm yollar oraya çıkıyor ve dilediğiniz noktaya ulaşabiliyorsunuz.

Bu arada diğer konularda objektif bakış açısını yitirecek kadar bir konuda uzmanlaşmak diye bir mesele vardır. Mesleki deformasyon da denebilir. Sadece tek bir ilgi alanı ya da uzmanlığı olan kişiler her konuda aynı konuyla ilişkili bir şeyler görürler ya da diğer konunun kendine has yasalarını göremezler. Bizim bahsettiğimiz dünyadaki tüm konuları bağlayan aynı yasaları görmek için bir konuda uzmanlaşmak. Diğer her şeye beynimiz açık olmadığı sürece tek bir alana bağlı kalmak hiçbir şey bilmemekten daha kötüdür.

Belki de bu yüzden binlerce yıllık stratejiler ‘bir konuda her şeyi bil, her konuda bir şeyler bil’ der. İlişkilendirebileceğiniz konu sayısı ne kadar çeşitli ise o kadar çok bağıntı kurma ihtimaliniz var, dolayısıyla o kadar kolay öğreniyorsunuz.

Sizin en iyi bildiğiniz konu matematik ise, her şeyi matematik ile ilişkilendirerek dilediğiniz konuyu anlayabilirsiniz; John Nash gibi. En iyi bildiğiniz şey estetik ise, her şeyi estetik ile ilişkilendirerek dilediğiniz şeyi değiştirebilirsiniz; aynı ömürde bilgisayar, müzik, animasyon, sinema sektörlerini değiştirmiş Steve Jobs gibi.

Jacocot, başta Telemak’ı Hollandaca okumuş ve Fransızca öğrenmekte kullanmış sınıfında edindiği tecrübe ile, hayat boyu başka dersler verirken önce Telemak ile başlatmış. Dövüş, keman ya da kimya öğrenecekseniz önce Telemak kitabını okutup her şeyi onunla ilişkilendiriyormuş.

Öğrenci okumayı mı öğrenmek istiyor? Almanca, İngilizce mi öğrenecek, yoksa savunma veya dövüşme sanatı mı? Bizimki eli şaşmadan eline Telemak’ı tutuşturur. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere

Ve Jacocot’un matbaacısı, oğlunun da eğitim görmesini ister. Bir baltaya sap olmasından umutları yoktur, hayat boyu hiçbir konuda ışık vermemiştir. Jacocot bu çocuğa İbranice öğretmiş. Çocuk harika bir taşbasmacı olmuş. İbranice öğrenirken beyninin hayat boyu kullanmadığı kısımlarını kullanması ona başka bir alanda yetenekli olduğunu keşfettirmiş. Şaşırtıcı bir sonuç ve harika bir örnek.

Pek çok konu arasında bir ilişki yok zannederiz. Dışarıdan yoktur. Ve bu yönlerin ortaya çıkması bambaşka konuların gündeminize girmesine neden olur. Kant’ın melekelerin gelişmesinin amaçlanmasından kastı da budur. Kant’a göre eğitimin amacı bilgi vermek değil kişinin dilediği bilgiyi alabilmesi için gerekli yönlerini kuvvetlendirmektir.

Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır. Özgürleştirenin de özgürleştirilenin ”neyi öğrenmesi lazım acaba?” gibi bir derdi olmaz. Canı ne isterse onu öğrenecektir, belki de hiçbir şey. Öğrenebileceğini bilecektir, çünkü insan sanatının bütün ürünlerinde aynı zeka iş başındadır; çünkü bir insan başkasının sözünü her zaman anlayabilir. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere

Bugün hafıza tekniklerinde de ”birleştirme” konusu önerilerin ana metotlardan biri. İnsan zihni bütünleşmiş şeyleri hatırlamak için daha az enerji harcıyor, çünkü bağlantısını zaten kurmuş oluyorsunuz. Örneğin insanlara altı kelime içeren bir listeyi ezberlemek, altı kelimeli bir cümleyi ezberlemekten on kat daha zor geliyormuş. Çünkü beyin için altı kelimeli bir cümle akılda tutacak ‘bir’ şey anlamına gelirken, diğer liste ‘altı’ şey anlamına geliyormuş.

Bir araya getirilmeyen şeylerin hafızada tutulması güçtür. -Eğitim Üzerine, Bertrand Russell

Ortaokulda Oğuz Saygın’ın hafıza teknikleri kitabında Marmara Bölgesi’nin illeri ile ilgili bir benzetme vardı, 18 yıl sonra bile hatırlıyorum. Bir oda resmi, ortada çekyat, çekyatta yastıklar, iki yanında mumlar, arkada Düzce posteri. Yastıkların üstünde B, B, B yazıyor, mumlar ise iki İ’yi temsil ediyor. Çekyat kelimesi ile birlikte tüm bunlar Marmara Bölgesi’nin illerini oluşturuyorlar; Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Yalova, Adapazarı, Tekirdağ, Bursa, Bilecik, Balıkesir, İstanbul, İzmit ve Düzce.

Bir başka önerilen hafıza metodu da sayılara karakter atayıp o listeyi bir kez ezberlemektir. Sonradan uzun sayılar ezberleneceğinde bu karakterler arası kısa bir hikaye uydurulması istenir. Böylelikle akılda kalan hikaye olur, sayılar kendiliğinden gelir.

Başka bir deyişle, bir şeyi anlamak ve hatırlamak, onu zaten bildiğimiz bir şeyler bağlantılandırabilisek daha kolay oluyor. Bu yüzden bir şiiri ezberlemek, aynı uzunlukta anlamsız heceler ezberlemekten daha kolaydır. Şiirde her sözün kafamızda imgelere ve daha önceki sözcüklere bağlanır; şiirin izlenmesi gerektiğini bildiğimiz ritim ve bağlantı kuralları vardır. Bilgi parçalarını ezberlemek yerine, bir şeyi bir bütün olarak görmemizi sağlayan izlekler ve mantık silsilelerine bakarız. -Dünya Okulu, Salman Khan

Meşhur bir hikayede, babası birlikte gezmeye gitmek isteyen oğlunu oyalamak için gazetedeki dünya haritasını parçalarına ayırır ve onları birleştirince gideceklerini söyler. Beş dakika sonra çocuk birleştirmiş halde gelince çok şaşırır. Gazetede dünya haritasının arka sayfasında futbol takımı resmi vardır. Çocuk futbol takımını birleştirip kağıtları ters çevirmiştir.

Bronte kardeşler evde kaldıklarında, kumlara evler, kaleler, sarayla inşa edip çocuklukları boyunca hayallerinde şehirler, devletler, karakterler düşünmüşler. Yıllar sonra roman yazarken aynı hayal gücünü kullanmışlar. İki kardeşin ikisi de tarihe geçmiştir. Biri Jane Eyre’yi yazmıştır, diğeri Uğultulu Tepeler’i.

Harika çocukluk geçirmiş, sokakta oynamış 80’ler ve 90’lar gençlerinin apartmanlara hapsolmuş Z kuşağına nazaran daha kolay öğrendikleri ile ilgili eğitim istatistikleri var. Müfredatın giderek kolaylaşmak zorunda kalması da zaten bunu gösteriyor. Sadece sokakta, çamurda, kumlarda oynamak bile beynin üç boyutlu düşünmekle ilgili yönlerinin gelişmesini sağlıyor. Diğer çocuklarla oynanan oyunlar stratejiyi, ilişkileri ve hiyerarşiyi anlamayı kolaylaştırıyor. Bir kez bir şey öğrenince hayatın her kısmında aynı yasaların geçerli olduğu görülüyor. Oysa tablet ve telefon oyunlarıyla büyüyen gençler en ufak bilgiyi hayatlarında kullanmayı düşünmüyorlar.

Kavramların bölünmesinin, öğrencilerin bir konuyu ne kadar derinlemesine öğrendiği ve ne kadar iyi hatırladığı üzerinde derin ve hatta hayati sonuçları olduğunu düşünüyorum. Sınav için formül ezberleyip bir ay sonra unutan öğrenciler ile kavramları içselleştiren ve on yıl sonra ihtiyaçları olduğunda bunları uygulayabilen öğrencileri birbirinden ayıran şey, kavramlar arasında bağlantıların varlığı ya da yokluğudur. -Dünya Okulu, Salman Khan

Yaş ilerledikçe kazanılan tecrübe ve olgunluk dediğimiz şeyler de ilişki kurabilecek daha fazla deneyim anlamına geliyor. Daha önce tanık olduğumuz her bir şey, bundan sonra karşılaşacağımız her şeye bakışımızı değiştiriyor.

Yetişkinler ”ilişkilendirme” yoluyla öğrenme konusunda daha iyidirler. Çünkü daha geniş bir bilgi tabanına, mantık ve çıkarım konusunda da uzun süre önce yerleşmiş alışkanlıklara sahiptirler. Böylece yeni bir şeyi zaten bildikleri şeylerle ilişkilendirerek kolayca öğrenebilirler. -Dünya Okulu, Salman Khan

Film izlemek, sosyallik, enstruman çalmak, bir program öğrenmek, futbol oynamak ve her ne olursa. Bir konuda yoğun bir ilgiye sahip her bir kişi hayatta oldukça avantajlı. Hayatın kalanında daha önce bildiğiniz bir konuyla ilişkilendirerek öğrenemeyeceğimiz bir şey yok.

Öğrenmeye karar vererek, kendimizi öğrenmeye adayarak öğreniyoruz. Bu bağlılık yoğunlaşmayı mümkün kılıyor. Yoğunlaşma derken yalnızca o an uğraşılan işten değil, onu çevreleyen çok sayıdaki ilintili konudan da söz ediyorum. -Dünya Okulu, Salman Khan

Her şeyi bileceğimiz bir konuyu seçmek çok kolay; hayatta en çok keyif aldığımız ne varsa o. Neyi seçmiş olursanız olun, diğer her şey onunla ilişkili.

EKLER:

  • High Tech High (isimli bir okul) müfredatını proje tabanlı öğretim çerçevesine göre oluşturuyor. Okulun sanat öğretmeni şöyle diyor; ”Öğrenciler tüm müfredatı etkin bir şekilde kavrarlar çünkü bir disiplinle diğerini ilişkilendirirler. Örneğin, sanat ile biyolojiyi, beşeri bilimler ile matematiği birleştirebilir.” -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  • Yaratıcılık, bir disiplini bir başka disiplinle ifade etme biçimidir. -Ken Robinson, ‘Okullar yaratıcılığı öldürüyor’ konuşmasından
  • Birçok şeyi yüzeysel şekilde bilmek mi, yoka az şeyi derinlemesine ve şümullü olarak bilmek mi iyidir? Az şey bilmek ve faks onu derinlemesine ve şümullu olarak bilmek, çok şey bilmek, ama onları yüzeysel olara bilmekten daha iyidir; çünkü yüzeysel bilginin sathiliği eninde sonunda fark edilecektir. -Eğitim Üzerine, Immanuel Kant
  • Öğrenebileceğini bilecektir, çünkü insan sanatının bütün ürünlerinde aynı zeka iş başındadır; çünkü insan bir başkasının sözünü her zaman anlayabilir. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  • Anlama gücünü geliştirmeyi amaçlayan her şey için kuralların olması gerekir. Kuralları ayırmak zihni bakımdan çok faydalıdır, ki anlayış gücü sadece mekanik olarak değil, fakat bir kuralı takip etmenin bilinciyle ilerleyebilir. Bu kuralları belli bir biçime büründürmek ve böylelikle onları ezberlemek de çok faydalıdır. Eğer kuralı hafızamızda tutarsak, onun tatbikini unutsak bile çok geçmeden yolumuzu tekrar buluruz. -Eğitim Üzerine, Kant
  • İkinci kez öğrenmek daha kolay; gerekli olan sinirsel yolların bir kısmı zaten oluşmuş durumda. -Dünya Okulu, Salman Khan

Leave a Reply