Bir konuyu iyi bilmek her konuyu öğrenebilmeyi sağlar

Anlama gücünü geliştirmeyi amaçlayan her şey için kuralların olması gerekir. Kuralları ayırmak zihni bakımdan çok faydalıdır, ki anlayış gücü sadece mekanik olarak değil, fakat bir kuralı takip etmenin bilinciyle ilerleyebilir. Bu kuralları belli bir biçime büründürmek ve böylelikle onları ezberlemek de çok faydalıdır. Eğer kuralı hafızamızda tutarsak, onun tatbikini unutsak bile çok geçmeden yolumuzu tekrar buluruz. -Eğitim Üzerine, Kant

Ranciere’nin Cahil Hoca kitabında Jacocot’un lisanını bilmediği öğrencilerin Fransızca dersine girerken keşfettiği öğrenimin gerçek yasaları konu edinilir. Ders işleyebilmek için hemen buldukları pratik yöntem; her iki lisanda da baskısını edinebildikleri bir romanın öğrencilere dağıtılması ile başlamıştır. Telemak isimli eserin hem kendi dillerinde hem Fransızca baskısına sahip olan öğrencilere sayfa sayfa ikisi de okutulmuştur. Birini anlayarak, diğerini anlamadan okudukları bir dönem içerisinde yavaş yavaş kafalarında zaten mevcut olan dil ile yabancı bir dil birbiri ile ilişkilenmiş, dönem sonunda sıradan bir öğrenci gibi değil adeta Telemak romanını yazan bir yazar gibi Fransızca öğrenmişlerdir. Bu inanılmaz deneyim sonrası Jacocot bu deneyimin nereye gideceğini görmek isterken büyük bir keşifte daha bulunur.

Jacocot, kendisine ‘’cahil hoca’’ der ve derse girişte ‘’sizlere öğretecek bir şeyim olmadığını bildirmek zorundayım’’ der. Zira dönem boyu olan da öğretmenin bilgi aktarması değil, Ranciere’nin deyimiyle ‘’kitabın zekası ile öğrencinin zekasını eşitlemek’’tir. Öğrenciler, öğretmenin konuyla ilgili bilgisi olmadan öğrenmişlerdir. Öğrenci sadece gözcülük etmiş, öğrenme sürecini yolunda tutmuştur. Bildiği hiçbir şeyi aktarmadan bir dönem ders işleyip başarılı olan Jacocot, bilmediği bir konuda da ders verip veremeyeceğini denemek ister. Ve yeterince yetkin olmadığı keman derslerine girer. Telemak kitabının Hollandaca baskısını Fransızca baskısı ile ilişkilendiren öğrencilerin zihinleri hazırdır. Aynısını bir de keman öğrenme süreci ile ilişkilendirirler. Ve başarılı olur. Jacocot hiç de yetkin olmadığı keman derslerinde başarılı olmuştur. Çünkü beynimizin çalışma sistemi budur, ancak okul bu metodu kullanmadığı için haberdar bile değilizdir. Ranciere diyor ki; ”Evrensel eğitimin birinci ilkesi buydu: bir şey öğrenip her şeyi onunla ilişkiledirmek. Oysa okul başka bir şey söylüyordu; şunu, ardından şunu, sonra bir de şunu öğrenmek lazım, diyordu.’’ (1)

Jacocot’un bundan sonraki prensibi belli olmuştur. Ne öğrenileceği, ne dersin işleneceği konularının hiçbir önemi kalmamıştır. Öğrencinin ‘’neyi öğrenmesi lazım’’ diye bir derdi yoktur. Bir kez öğrenmeyi öğrenen öğrenci, hayatta neyi öğrenmesi gerektiğini de kendisi bilecektir. (2) Sadece bir şey öğrettiğinde, beyin kendi başına bir kez bir şey öğrendiğinde, diğer her şeyi öğrenmek oldukça basittir. Çünkü öğrenebileceğini bilecektir, ki bu pek çok öğrenme probleminin silinmesi demektir. İnsanın bilmesi gereken, öğrenilecek her şeyin aynı zeka kullanılarak öğrenilebildiğidir. (3)

Bundan sonra tek yaptığı öğrencilere Telemak kitabını vermektir. Telemak, konuyla alakalı değildir, eğitim kitabı değildir, hiçbir anlamı yoktur. Ama bir kez onu öğrenen, aynı öğrenme tekniği ile dilediği her şeyi öğrenebilir. Önemli olan Telemak’ı öğretmek değil, kişinin onu öğrenirken kendi öğrenme stilini keşfetmesidir. Almanca ya da savunma sporu öğrenmek isteyen herkesin eline bir Telemak tutuşturur, öğrenme çizgisini meydana getirdikten sonra her beyin dilediği her şeyi öğrenebilir. (4)

Tam bir şenlik ortamı oluşmuştur. Kimi öğrenciler Telemak kitabını kullanarak kimya öğrenmeye başladılar, kimi keman, kimi Almanca. Birbirlerine öğretiyorlar, bağıntılar kuruyorlar, keşfediyorlarmış. Tek yaptıkları artık hepsinin çok iyi bildiği bir kitap ile yeni öğrenecekleri şeyleri ilişkilendirmektir. Hoca ve öğrenciler; hepsi hoca, hepsi öğrenci. Öğrenebilmenin temelini keşfetmişler, dilediklerini öğreniyorlarmış. Ve Jacocot’un matbaacısı, oğlunun da eğitim görmesini ister. Bir baltaya sap olmasından umutları yoktur, hayat boyu hiçbir konuda ışık vermemiştir. Jacocot bu çocuğa İbranice öğretmiş. Çocuk harika bir taşbasmacı olmuş. İbranice öğrenirken beyninin hayat boyu kullanmadığı kısımlarını kullanması ona başka bir alanda yetenekli olduğunu keşfettirmiş. Şaşırtıcı bir sonuç ve harika bir örnek.

Pek çok konu arasında bir ilişki yok zannederiz. Dışarıdan yoktur. Ve bu yönlerin ortaya çıkması bambaşka konuların gündeminize girmesine neden olur. Kant’ın melekelerin gelişmesinin amaçlanmasından kastı da budur. Kant’a göre eğitimin amacı bilgi vermek değil kişinin dilediği bilgiyi alabilmesi için gerekli yönlerini kuvvetlendirmektir.

Peki bunlar neden olmuştur? Çünkü insan beyni böyle çalışır. Bir nöron yolu düşünün. Üzerinden sürekli bir akım geçiyor. Üzerinden akım geçmeyen iki nokta arasında ilk kez bir bağıntı kurmak zordur. Ama bir şeyi çok iyi öğrendiğinizde, beyninizde sürekli akım iletilen bir sinir bağlantısı oluşuyor. Her başka bir şey öğrenme çabasında ulaşmak istediğiniz o noktaya değil ana akıma ilişkilendiriyorsunuz. Bir kez ana akıma bağlanınca tüm yollar oraya çıkıyor ve dilediğiniz noktaya ulaşabiliyorsunuzdur.

Bundan uzun zaman önce bir atanız ormanda tanımadığı bir bitki gördü. Onu yedi, hastalandı. Eczane ve doktor olmadığından çok zor kurtuldu. Bir daha ormanın o bölgesine gitmedi, aynı kokuya sahip hiçbir şeyi yemedi, aynı renge sahip şeyleri bile sevmedi. Beyni onu ölümden korumaya çalışma için koruyucu psikolojiyi devreye soktu. Böyle yapmayan atalarımız yüzbinlerce yıl içerisinde kayboldular. Soylarının daha az devam etmesi, istatistiki olarak bu kadar uzun sürede tamamen bu davranışların kalıcı olmasına neden oldu. Çünkü diğer davranışlar kayboldular.

Beyin için mevcut bağıntılar oldukça önemlidir. Neden-sonuç ilişkileri, zincirleme reaksiyonlar, çağrışımlar. Beynimiz sürekli bağlantı arar. Hatta bağlantı olmayan yerlerde bile bağlantı görmeye oldukça yatkınız, buna apofeni deniyor (5). Dağın gölgesinde silüet görmek, ya da totemlere inanmak gibi. Çorabını ters giydiği gün loto tutturan kişi, bundan sonra loto oynayacağı günler çorabını ters giyer. Bir nörolog olan Dean Burnett’e göre ‘’Beyin gözlemlediğimiz şeylerde sürekli olarak bağlantı arar.’’ (6) Örneğin biri ile yeni tanışıp da ismini öğrendiğinizde o isimle o yüz arasında bir bağlantı olur. Sanki o isimdeki bir kişi tam olarak o şekilde görünürmüş gibi hissetmeye başlarsınız. Çünkü beyin isimle yüz arasında bağlantı kurar, hatırlaması gerektiğinde bu şekilde hatırlar (7).

Aynı konu içerisinde ‘’kancalama’’ denilen bir detay vardır. Bu da arka arkaya bağlantı kurulması demektir. Ortak bir kurgu içerisinde her bir olayın sonu ile bir diğerin olayın başı bağlantılanır. Bir hikayenin bir makaleye göre aklımızda çok daha kolay kalması gibi. Hatırlamanız gereken bir metni hikayeleştirirseniz, ya da önceden iyi bildiğiniz bir hikaye ile ilişkilendirirseniz çok daha kolay hatırlarsınız (8). Salman Khan diyor ki; ”Bu yüzden bir şiiri ezberlemek, aynı uzunlukta anlamsız heceler ezberlemekten daha kolaydır. Şiirde her sözcük kafamızda imgelere ve daha önceki sözcüklere bağlanır; şiirin izlemesi gerektiğini bildiğimiz (bilinçaltında da olsa) ritim ve bağlantı kuralları vardır. Bilgi parçalarını ezberlemek yerine, bir şeyi bir bütün olarak görmemizi sağlayan izlekler ve mantık silsilelerine bakarız.’’ (9)

Hafızada tutmak öğrenmek demek olmasa da, insan beyninin böyle çalıştığını bilmek açısından örnek verilebilir. Kancalama konusu hafıza geliştirme çalışmalarında oldukça fazla önerilen bir yöntemdir (10). John B. Arden, hatırlanmak istenen herhangi bir şeyin içindeki bir harfi ya da sayıyı bir sözcükle ilişkilendirmeyi önerir (11). Meşhur bir hikayede, babası birlikte gezmeye gitmek isteyen oğlunu oyalamak için gazetedeki dünya haritasını parçalarına ayırır ve onları birleştirince gideceklerini söyler. Beş dakika sonra çocuk birleştirmiş halde gelince çok şaşırır. Gazetede dünya haritasının arka sayfasında futbol takımı resmi vardır. Çocuk futbol takımını birleştirip kağıtları ters çevirmiştir.

Salman Khan öğrenmenin en etkin yolunun bu olduğunu söyler. Bir konunun akışını, bir kavramı sonraki kavrama ve diğer konulara bağlayan çağrışım zincirlerini vurgulamak öğrenmeyi kolaylaştırır, ancak eğitim sisteminde bunun tersi uygulanır (12).

Her düşündüğümüzde beynimiz değişir. Salman Khan bu durumu şöyle açıklıyor; ”Öğrenmek beyinde fiziksel değişimlere yol açıyor. Proteinler sentezleniyor, sinapslar güçleniyor. Kimyasal ve elektriksel bir sürü iş oluyor, bu yüzden de düşünmek çok kalori yakan bir etkinlik. Öğrenme sürecine ne kadar çok nöron katılırsa, hatırlanan şey o kadar canlı ve kalıcı oluyor. Ancak beyindeki bu fiziksel değişimler kalıcı değil. ”Unutmak” dediğimiz şey, öğrenme sürecinde edinilen yeni bağlantıların zayıflaması ya da yavaş yavaş yitirilmesi.’’ (14) Kullanılmadığında tamamen kaybolmayan nöron yolları bir detayı hatırladığınızda eski bağlantılarını arka arkaya hatırlıyor. Bir sinirbilimci olan John B. Arden; belleğin ”geniş nöron grupları arasında snaptik bağlantılar içermesi’’ nedeniyle uzun zamandır hatırlamıyor olsanız bile eski bir anıyı hatırladığınızda çok fazla detayın arka arkaya aklınıza geleceğini açıklar (15). Bu işin içine duygu ya da dikkat çeken bir detay girdiğinde bağlantıları hatırlamak kolaylaşıyor. Örneğin arkasında espri gelen bir olay kancalanmış oluyor.  Arden diyor ki; ”Bellek çağrışımları temsil ettiğinden, çağrışımlar kurmak suretiyle belleği güçlendiren anımsatıcı ipuçlarını kullanarak belleğinizi güçlendirebilirsiniz. Dikkatinizi çeken ve hatırlamayı eğlenceli hale getiren anımsatıcı ipucunuz bayat ve sıkıcıysa, onu unutmak istersiniz. Anımsatıcı ipucunu aptalca, komik, absürt ve hatta iç gıcıklayıcı seçin ki unutulmaz olsun.’’ (16)

Her düşündüğümüzde beynimiz değişiyorsa hayat boyu yaşadığımız pek çok olay da düşünce yapımızı etkiler (17). Günlük yaşamınızı nasıl geçirdiğiniz, kimlerle vakit geçirdiğiniz, nelerle oyalandığınız, neyi amaçladığınız, televizyonda neler izlediğiniz, sosyal medyada hangi hesaplara takip ettiğinize kadar hepsi sizin seçiminizdir ve hayatınızın kalanında nasıl bir beyne, düşünce yapısına ve hatta hayata sahip olacağınızın tercihinin sizin elinizle sonuçlanmış yansımasıdır. Kierkegaar der ki; ‘’Hayatımız çoğunlukla baskın düşüncelerimizin sonuçlarını gösterir.’’

Sokakta oynamış son nesil olan 80’ler ve 90’lar gençleri ile apartmanlara hapsolmuş ve tabletler ile büyümüş Z kuşağına nazaran daha kolay öğrendikleri ile ilgili eğitim istatistikleri mevcut. Hayal gücünü kaybetmek ve hep başkalarının kurgularına hapsolmak da kalan hayattaki eğitimi etkiliyor, çünkü beyin kancalayacağı detaylar bulmakta zorlanıyor. Bu arada yaş ilerledikçe yeni bir şey öğrenme zorlaşır, hayatın başında iyi deneyimler kazanılmalı. İlginç bir şekilde yetişkinler ilişkilendirerek öğrenmede daha iyiler çünkü geniş bir zamana yayılmış pek çok alışkanlığa sahipler (18). Ama bu geniş zaman kaybedilmeye değmez, bu arada hayat çoktan zaten yaşanmış olmalı.

Bunun için de hayatın başında bir şeyi çok çok iyi öğrenmek gerekir. (19) Hayatın kalanı boyunca onda öğrenilen disiplin diğer işleri kolaylaştırır. Kant der ki; ”Birçok şeyi yüzeysel şekilde bilmek mi, yoka az şeyi derinlemesine ve şümullü olarak bilmek mi iyidir? Az şey bilmek ve faks onu derinlemesine ve şümullu olarak bilmek, çok şey bilmek, ama onları yüzeysel olara bilmekten daha iyidir; çünkü yüzeysel bilginin sathiliği eninde sonunda fark edilecektir.’’ (20)

Salman Khan’a göre bir şeyi anlamak ve hatırlamak, onu zaten bildiğimiz bir şeyle bağlantılandırabilirsek daha kolay oluyor. (21) Khan şöyle der; ”Bu nedenle bir şeyi ikinci kez öğrenmek daha kolay; gerekli olan sinirsel yolların bir kısmı zaten oluşmuş durumda. İlk oturuşta dişini sıkıp yoğunlaşmak için de iyi bir neden bu, böylece bağlantıları olabildiğince sağlam bir şekilde oluşturmak mümkün çünkü.’’ (22)

Sizin en iyi bildiğiniz konu matematik ise, her şeyi matematik ile ilişkilendirerek dilediğiniz konuyu anlayabilirsiniz; John Nash gibi. En iyi bildiğiniz şey estetik ise, her şeyi estetik ile ilişkilendirerek dilediğiniz şeyi değiştirebilirsiniz; aynı ömürde bilgisayar, müzik, animasyon, sinema sektörlerini değiştirmiş Steve Jobs gibi.

Burada önemli detay; her konuyu tek bir pencereden görmek değil, her konuyu anlarken beynimiz için önceden keşfetmiş olduğumuz öğrenme sürecini kullanmak. Bir şeyi kendi başımıza çok çok iyi öğrenirken beynimiz kendisini tanıyor ve böylelikle diğer konuları anlarken kolaylık yaşıyoruz. Bunun tersi ise zaaftır. Diğer konularda objektif bakış açısını yitirecek kadar bir konuda derinleşmeye ‘’mesleki deformasyon” denir. Sadece tek bir ilgi alanı ya da uzmanlığı olan kişiler her konuda aynı konuyla ilişkili bir şeyler görürler ya da diğer konunun kendine has yasalarını göremezler. Belki de bu yüzden binlerce yıllık stratejiler ‘bir konuda her şeyi bil, her konuda bir şeyler bil’ der. İlişkilendirebileceğiniz konu sayısı ne kadar çeşitli ise ortak bağlantıları o kadar net görürsünüz.

Bir konuyu çok iyi öğrenmek tamamen içgüdüseldir. İnsanın çocukluğu ve gençliği çeşitli konular arasında dolaşmakla geçmelidir. Hangi konuyu seçmişse o konu

Uykunun beden için önemini, işletim sistemi-donanım ilişkisini bilen biri çok rahat anlayabilir. Sun Tzu okumuş biri barajların çalışma prensibini çözebilir. Bir sosyal medya stratejisti için boğa-matador videolarından çıkacak çok fazla sonuç vardır. Mühendislerden iyi bir web tasarımcı olur. GIMP programını öğrenmiş herhangi biri çok rahat SketchUp da öğrenebilir. Tek başına C++’ı iyi öğrenmek 8 ay sürerken, 1 ayda Python öğrenmiş biri için bu süre 3 aya iner. İlk konu seçimi tamamen kişinin kendi elinde. Her şeyi öğrenmek için kullanabileceğimiz tek bir konuyu seçmek çok kolay; hayatta en çok keyif aldığımız ne varsa o. Neyi seçmiş olursanız olun, hayatınızın kalanındaki diğer her şey onunla ilişkili.

Sınav için formül ezberleyip bir ay sonra unutan öğrenciler ile kavramları içselleştiren ve on yıl sonra ihtiyaçları olduğunda bunları uygulayabilen öğrencileri birbirinden ayıran şey, kavramlar arasında bağlantıların varlığı ya da yokluğudur. -Dünya Okulu, Salman Khan

DİPNOTLAR

  1. Evrensel eğitimin birinci ilkesi buydu: bir şey öğrenip her şeyi onunla ilişkiledirmek. Oysa okul başka bir şey söylüyordu; şunu, ardından şunu, sonra bir de şunu öğrenmek lazım, diyordu. -Cahil Hoca, Jacques Rancière
  2. Özgürleştirmeksizin eğiten aptallaştırır. Özgürleştirenin de özgürleştirilenin ”neyi öğrenmesi lazım acaba?” gibi bir derdi olmaz. Canı ne isterse onu öğrenecektir, belki de hiçbir şey. Öğrenebileceğini bilecektir, çünkü insan sanatının bütün ürünlerinde aynı zeka iş başındadır; çünkü bir insan başkasının sözünü her zaman anlayabilir. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  3. Öğrenebileceğini bilecektir, çünkü insan sanatının bütün ürünlerinde aynı zeka iş başındadır; çünkü insan bir başkasının sözünü her zaman anlayabilir. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  4. Öğrenci okumayı mı öğrenmek istiyor? Almanca, İngilizce mi öğrenecek, yoksa savunma veya dövüşme sanatı mı? Bizimki eli şaşmadan eline Telemak’ı tutuşturur. -Cahil Hoca, Jacques Ranciere
  5. Aslında hiç yoktan bağlantılar bulma deneyiminin de bir adı var: apofeni. Örneğin yanlışlıkla çorabınızı ters giyer ve sonra sayısal loto tutturursanız, bu olaydan sonra sayısal loto oynarken çorabınızı ters giyerseniz bu apofenidir. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  6. Beyin gözlemlediğimiz şeylerde sürekli olarak bağlantı arar. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  7. Beyin birini hatırlamak için ismi ile yüzü arasında bağıntı kurar. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  8. …önceden ezberlenmiş bir sözcük ya da sayı bağlantılarına bağlıdır. Bir kancada, bilgi isimler ya da fiillerle bağlantılandırılmıştır. -Brain Up, John B. Arden
  9. Bu yüzden bir şiiri ezberlemek, aynı uzunlukta anlamsız heceler ezberlemekten daha kolaydır. Şiirde her sözcük kafamızda imgelere ve daha önceki sözcüklere bağlanır; şiirin izlemesi gerektiğini bildiğimiz (bilinçaltında da olsa) ritim ve bağlantı kuralları vardır. Bilgi parçalarını ezberlemek yerine, bir şeyi bir bütün olarak görmemizi sağlayan izlekler ve mantık silsilelerine bakarız. -Dünya Okulu, Salman Khan
  10. Kancalar anlamına uygun işlev görürler: Bir sözcüğü hatırlaması kolay başka bir sözcüğe kancalarlar. Hatırlamaya çalıştığınız sözcüğü yakalamak için kullanabileceğiniz kancalardır. -Brain Up, John B. Arden
  11. Kancalama, aynı zamanda bir harfi veya sayıyı hatırlamak istediğiniz sözcükle ilişkilendirmeyi de içerir. -Brain Up, John B. Arden
  12. Öğrenmenin en etkin yolunun da, bir konunun akışını, bir kavramı sonraki kavrama ve diğer konulara bağlayan çağrışım zincirlerini vurgulamak olduğunu düşündürüyor. Ancak ne yazık ki sınıf öğretimine standart yaklaşım bunun tersini yapıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  13. Fizyolojik olarak öğrenme, beynimizin egzersiz yapması -hazmedilmiş bilgi, kavramlar arası bağlantılar ve yeni anılar- ve beyin hücrelerimizin bunun sonucunda değişime uğraması demek. -Dünya Okulu, Salman Khan
  14. Öğrenmek beyinde fiziksel değişimlere yol açıyor. Proteinler sentezleniyor, sinapslar güçleniyor. Kimyasal ve elektriksel bir sürü iş oluyor, bu yüzden de düşünmek çok kalori yakan bir etkinlik. Öğrenme sürecine ne kadar çok nöron katılırsa, hatırlanan şey o kadar canlı ve kalıcı oluyor. Ancak beyindeki bu fiziksel değişimler kalıcı değil. ”Unutmak” dediğimiz şey, öğrenme sürecinde edinilen yeni bağlantıların zayıflaması ya da yavaş yavaş yitirilmesi. Ama burada iyi haberler de var. Kandel ve başka araştırmacıların da fark ettiği gibi, edindiğimiz yeni sinapsların tümünü yitirmiyoruz. Burada fiziksel egzersiz benzetmesi yapmak, tam doğru olmasa bile yardım edebilir. -Dünya Okulu, Salman Khan
  15. Uzun süreli belleğin ilginç boyutlarından biri, hayatınızın daha önceki dönemlerine ait bir olayı anlatmaya başladığınızda, ne kadar çok şey hatırladığınıza şaşırmanızdır. Olayı anlatmaya başlarken, olayı çevreleyen koşullar da aklınıza gelir. Bir dizi çağrışım zincirinden boşanır ve çok daha geniş bir anılar spekturumunu yeniden hatırlarsınız. Bunun nedeni, belleğin geniş nöron grupları arasında snaptik bağlantılar içermesidir. Bu bağlantılar, anı kodladığınız zamanki kadar, daha sonra o anıyı her hatırladığınızda imgeler, düşünceler ve duygularla kurduğunuz çağrışımları temsil eder. Sinaptik bağlantılar ve çağrışımlar, ayrı sürecin iki boyutudur. -Brain Up, John B. Arden
  16. Bellek çağrışımları temsil ettiğinden, çağrışımlar kurmak suretiyle belleği güçlendiren anımsatıcı ipuçlarını kullanarak belleğinizi güçlendirebilirsiniz. Dikkatinizi çeken ve hatırlamayı eğlenceli hale getiren anımsatıcı ipucunuz bayat ve sıkıcıysa, onu unutmak istersiniz. Anımsatıcı ipucunu aptalca, komik, absürt ve hatta iç gıcıklayıcı seçin ki unutulmaz olsun. -Brain Up, John B. Arden
  17. Deneyimlediğimiz şeyler düşünce tarzımızı etkiler. -Aptal Beyin, Dean Burnett
  18. Yaşlı beyin, öğrenmeyle ilgili en temel yapıtaşlarını bir araya getirmekte zorlanıyor. Bu da yetişkinlerin tamamen yeni şeyler öğrenmesini biraz daha zorlaştırıyor, öğrenin yabancı dili gençken öğrenmek daha kolaydır. Ama yetişkinler ilişkilendirme yoluyla öğrenmede daha iyiler. Başlantıçta büyük bir bilgi tabanına, mantık ve çıkarım konusunda da uzun süre önce yerleşmiş alışkanlıklara sahip oldukları için yetişkinler yeni kavramları zaten bildikleri fikirlerle ilişkilendirerek öğrenmeye daha yatkın. -Dünya Okulu, Salman Khan
  19. Kansel şöyle diyor: Bir anının süreğen olabilmesi için, gelen bilginin tam anlamıyla ve derinlemesine işlenmesi gerekir. Bu da ancak bilgiyle yakından ilgilenerek ve hafızada daha önce yer etmiş bilgiyle anlamlı ve sistematik bir biçimde ilişkilendirilerek başarılabilir. -Dünya Okulu, Salman Khan
  20. Birçok şeyi yüzeysel şekilde bilmek mi, yoka az şeyi derinlemesine ve şümullü olarak bilmek mi iyidir? Az şey bilme ve faks onu derinlemesine ve şümullu olarak bilmek, çok şey bilmek, ama onları yüzeysel olara bilmekten daha iyidir; çünkü yüzeysel bilginin sathiliği eninde sonunda fark edilecektir.
  21. Başka bir deyişle, bir şeyi anlamak ve hatırlamak, onu zaten bildiğimiz bir şeyle bağlantılandırabilirsek daha kolay oluyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  22. Bu nedenle bir şeyi ikinci kez öğrenmek daha kolay; gerekli olan sinirsel yolların bir kısmı zaten oluşmuş durumda. İlk oturuşta dişini sıkıp yoğunlaşmak için de iyi bir neden bu, böylece bağlantıları olabildiğince sağlam bir şekilde oluşturmak mümkün çünkü. -Dünya Okulu, Salman Khan
  23. ”Kısmi bir sistem olarak kalmış olmasına rağmen (matematik) dünyanın en baskın dilidir. Neredeyse tüm ülkeler, şirketler, örgütler ve kurumlar, hangi dili konuşuyor olursa olsunlar, veri kaydetmek ve işlemek için matematiksel yazıyı kullanırlar. Matematiksel yazıya dökülebilen her bilgi kırıntısı, baş döndürücü bir hızla ve etkinlikle depolanabilir, yayılabilir ve işlenebilir. -Sapiens, Yuval Noah Harari

EKLER

  1. BİLİMİN ÖYKÜSÜ 189, mevcut enerjiyi başka biçime dönüştürmek
  2. -Tanrı Matematikçi mi?, Mario Livio, 43
Abdullah Reha Nazlı

Abdullah Reha Nazlı

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.