Hafızaya atmak öğrenmek değildir

Beynimizi, kendimiz ya da toplumla ilgili sorunları çözmede kullanmadan, sadece bilgi edinirsek, diğer insanlarla ve dünyayla olan alakamızı kaybederiz -Başarısızlığı Olmadığı Okul, William Glasser

Eğitim sisteminin futbol diye bir bölüm açtığını düşünelim. Derslerden birinde ofsayt kuralı mutlaka işlenecekti. Derse giren hoca tanımı okuyacak ve tüm öğrencilerden yazmasını isteyecekti. ”Ofsayt terimi off-side kelimesinden gelir, çizgi dışı demektir.”. Sonra hangi yıllarda futbola eklendiği, bir takımın bir maçta ortalama kaç kez ofsayta düştüğü, ofsayt taktiği vs. Her öğrencinin defterinde aynı satırlar yazacaktı; ”Bir takımın oyuncusu rakip kaleye en yakın oyuncusuna pas attığı sırada bu oyuncu ile kaleci arasında rakip takım defans oyuncusu yoksa ofsayt olur.” Ve sınavda bu tanım çıkar, öğrenciler aynen yazarlar, ofsayt kuralını ”bilen” biri olarak mezun olurlar.

Okul, herhangi bir ayrıntılı öğrenme olmaksızın öğrencilerine bazı temel ritüelleri tekrarlatır. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich

Sonra okuldan mezun olan bu öğrencilerden birini yan hakem olarak bir futbol maçına atadığınız anda tam bir komedi ile karşılaşırsınız. Yeni atanmış hakem hangi durumlarda bayrak kaldıracağı ile ilgili en ufak fikir sahibi değildir. Sorulsa -hala unutmamışsa- ofsaytın tanımını kelime kelime tekrarlayabilir ama gerçekte ne olduğuyla ilgili bir fikri yoktur. Biliyordur ama öğrenmemiştir.

Şu andaki sisteme göre; ”öğrenebildiğin kadar öğren, hatırla, sınavlarda kullan”. -Başarısızlığı Olmadığı Okul, William Glasser

Çocukluğudun sokakta futbol oynayan, her hafta halı saha maçı yapan, futbol maçları izleyen tek bir kişiye bile ofsaytın tanımını anlatmanıza gerek yoktur ama hepsi tam olarak ne olduğunu bilirler. Bilirler ki, eğer ofsayt diye bir kural olmasaydı her takım bir futbolcusunu rakip kaleye en yakın noktaya gönderip 10 kişi defans yapardı. Topu her kaptıklarında da rakip kaleye atarlar ve orada bekleyen futbolcuları gol atardı. Maçlar son derece sıkıcı ve anlamsız olurdu. Hiç strateji, plan, pozisyon yani futbol oyununun bizzat kendisi olmazdı. Futbol oynamış herkes ofsaytın neden gerekli olduğunu ve ne olduğunu tam olarak bilir. Ama ne zaman uygulamaya konduğunu, kimin döneminde konulduğunu bilmezler.

Bilgisiz olmak beni korkutmuyor. Bilgi kendi başına değersiz bir şeydir. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker

Bilgi edinmek öğrenmek olmadığı gibi daha çok bilgiye sahip olmak da daha iyi öğrenmek değildir. Herakleitos; ”Çok bilgi insanı akıllı yapmaz.” der.

Eşyalarının fazlalığından sıkılan bir adam tüm eşyalarını paketleyip depoya kaldırır ve ihtiyaç duyduğunda açmaya karar verir. İlginç olan şudur ki, çok çok az eşyaya ömrünün kalanında ihtiyacı olur. Ortalıkta tuttuğu pek çoğu esasında gereksizdir. İnsan beyninin bellek fonksiyonu, sürekli kullanılanlar ve depoda bekleyenler olarak ikiye ayrılmıştır. Düzenli olarak eriştiklerimiz üzerinde nöron yolları otoban gibi işlerken, ender ihtiyaç duyduklarımızın nerede olduğunu bulmakta güçlük çekeriz.

Aslında neredeyse hiçbir şeyi beynimiz silmez. Sorun; öğrenmek değil hatırlamaktır. Beyne bilgi girişi kolaydır ama sonradan kullanılmak üzere alınıyorsa beyin her duyduğunu tek tek sorgular, eksik olanı arar ve bulduklarını şekillendirir. Böyle bilgi edinimine öğrenme denir ve kişinin kendi kendine başarabileceği bir şeydir. Ne bilgi verileceğine başkasının karar verdiği hiçbir eylem öğrenme değildir.

Önemli olan ne öğrettiğimiz değil, kendi kendilerine öğrenmeyi nasıl öğrenecekleri. -Dünya Okulu, Salman Khan

Öğrendiğimiz bir konuda beynimizde olan şey nöron yollarının farkına varmak ve sürekli ulaşacağımız bilgileri nöron yollarımızın ulaştığı yerlere yerleştirmektir. Bunu biz yapamayız, öğrenmeye başladığımızda beynimiz bunu bizim yerimize yapar.

Eşyalarını depoya atmasını bilmek de öğrenme üzerine biraz bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Beynini önemli işler için kullanan çoğu kişi için hafıza meşgul tutulmayacak şekilde gereksiz bilgiler ya hiç alınmaz, ya da ortalıktan kaldırılır. Einstein telefon numarasını dahi bilmez ve ‘bir not defterinin yapabileceği işi beynime yaptırmam’ dermiş. Göz önünde hep esas işlevi olan düşünceler, metotlar ve stratejiler ile en gerekli bilgiler kalır. Böyle kişilerin hayatında elinin altındaki kitaplar, not defterleri, telefonun ucundaki insanlar, düzenli görüştüğü kişiler, düzene bağladığı çalışmalar hep istediklerinde ulaşacakları bilgilere erişmek içindir.

Günümüzde eğitim olarak adlandırdığımızın çoğu, bilgi toplama ve hatırlamadır. Sorun çözme ve düşünme hiçbir zaman eğitim sistemimizin önemli bir bölümünü oluşturmadı. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser

Okullar ise hafızamızı olabildiğince doldurmaya çalışmak için tasarlanmış gibidir. Düşünce, sonuç, uygulama yeteceği, öğrenilip öğrenilmediği gibi önemli konulara nazaran, sınavı yapılan tek şey bellektir. Aklımızda ne tuttuğumuz, ne kadar tuttuğumuz ile imtihan oluruz ama onları anlayıp anlamadığımız önemsizdir. Sonradan unutmamız dahi önemlidi değildir. Tek geçerli kriter günü önceden bildirilmiş tarihte kısa bir süreliğine biliyor olmaktır. Ondan öncesi ve sonrasında ne bildiğimiz okulun ilgi alanına girmez. Oysa okul öğrenmeyi öğretmeli idi, bilgiyi zaten herkes kendisi alabilir.

Okulun görevi geleceğin yetişkinlerine bilgi aktarmak değildir. -Catherine Baker

Büyük filozof Kant’a göre de eğitimin amacı bu ayrıma karar vermek olmalıdır. Ona göre insan herhangi bir şeyi tekrarlamayı reddetmek gibi bir prensibe sahip olmalıdır. Der ki; ”O kadar çok insan vardır ki, her ne kadar inanmasalar ve anlamadıkları şeyleri dinlerler ve okurlar.”

Kant’a göre bilgi almış bir kişi karar mekanizmasından yoksun ise içine kelimelerin yazılı olduğu bir sözlükten farksızdır (1). Sözlük içindeki kelimeleri kullanamaz, bir eyleme geçemez, dünyayı değiştiremez, kendisine yaklaşmakta olan tehlikeli önleyemez. İnsan beyni içine atılan bilgi miktarı arttıkça güçlenmez. Bilgiyi ihtiyacımız kadar kendimiz bulur ve alırız. Aklını kullanmayı amaçlayan kimsenin bilgiye ulaşmak sıkıntısı gibi gündemi yoktur.

Kant, ezberlemenin bir öğrenme metodu olduğunu da hatırlatır (2). Ancak hafızanın kapasitesini ölçme amacıyla sınav yapılması, öğrenmenin etkisini kaybettirir. Beyin, ezberlenen şeyi öğrendiğimiz anda belleğimizin gereksiz kısmını boşaltır ve öğrendiğimiz şey yalnız kalır. Ancak eğitim sisteminin bilgi yığması, beynin hangi kısmın her zaman ulaşılacak, hangi kısmın depolanacak bilgilerden oluştuğunu ayırt edememesine yol açar. Bu tıpkı yangın butonunu kapı zili olarak da kullanmaya benzer. Prensipler çok keskin tutulmadığında beynimiz de prensip geliştiremez. Bu da hiçbir şey öğrenmemiş olmaktan çok daha kötü bir durumdur. Hiçbir şey bilmeyen bir insan kolayca öğrenebilir hale gelebilir. Ama gereğinden fazla bilgiyi ne için aldığını bilmeyen insan bir süre sonra istese de öğrenemez.

1800’lü yıllarda, sadece 8 yaşına kadar yaşamış ama matematik tarihine geçmiş İskoçyalı bir kız çocuğu olan Marjory Fleming, mantığını, formülünü keşfettiği her şeyi inanılmaz şekilde yaparken, çarpım tablosuna tahammül edememiş ve matematikte kullanmak için bunu ezberlemek düşüncesine katlanamamıştır. Dokuz binden fazla sözcükten oluşan düzyazı ve beş yüz satırlık şiirlerden oluşan günlükler bırakan Fleming’in günlüğünde şu satırlar vardır; ‘Şimdi size korkunç bir kabus gibi üzerime çöken çarpım tablosundan bahseeceğim; öyle büyük bir baş belası ki, aklınız almaz. En şeytanca olanı da 8 kere 8 ile 7 kere 7. Bu kadarına tabiatın kendisi bile katlanamaz.”

Diyebilirsiniz ki; ”ben çarpım tablosunu kolaylıkla ezberlemiştim”. Bunun nedeni beynimizin düşünce kısmıyla değil hafızamızla yargılanıyor olmamızın bize son derece doğal, açıklanabilir ve kolay gelmesidir. Beynimizi gerçek kapasitesinden habersiz bıraktığımız için sadece bellek kısmını kullanmışızdır. Aklından onlarca basamak çarpmaya çalışmanın formülünü arayan bir zihin için küçük ön kabuller, ezberlenmesi gereken detaylar sadece engeldir. Bellek doldurularak düşünme öğrenilemez.

Başarılı bir şekilde düşünmeyi öğrenen çocuklar için, düşünmekten ezberlemeye geçiş şeklinde bir değişiklik şok yaratmaktadır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser

Herkesin hafızası yeterlidir, bunu ilgi duyduğu konuyla ilgili en ufak detayı bile hatırlayan kişiler gördüğümüzde fark ederiz. Kimse çok sevdiği bir filmin kimsenin fark etmediği detaylarını unutmaz. Herkes en sevdiği şarkıda belirgin bile olmayan detayları aklında tutar. Ken Robinson; ‘tarihleri ve çarpım tablosunu ezberlemekte zorluk yaşayan öğrenciler, yüzlerce şarkının sözlerini ya da on yıl önce oynanan bir maçın sonucunu hatırlamakta zorlanmaz.’ der ve okuldaki kötü hafızanın sebebini ilgi eksikliğine bağlar (5). Öğrenmek konuyla ilgili ne kadar bilgiye ihtiyacımız olduğunu seçecek bilince sahip olmaktır.

Öğrendiğini kanıtlamanın akademik bir yolu yoktur. Bu yüzden tüm sistem bildiğini kanıtlamakla ilgilenir çünkü objektif ölçme biçiminin o olduğunu düşünür. Bir konuda dünyayı değiştirmiş çoğu kişi o işin bölümünden mezun olamaz, akademik kariyeri bildikleri üzerine inşa edemezler. Ancak yıllar sonra sistem bu bilgileri müfredatına eklerse bu gerçekleşir. Sistem her zaman günün gerçeklerini geriden takip eder. Sistemin tüm bildiklerini ezberleyenler ancak geçmiş bir çağın kilometre taşlarını biliyor gibidir, bildikleri bu çağda kullanılamaz. Ve hayatın gerçekleri ile notların, puanların, diplomaların beklentileri uyuşmaz. Gerçekten öğrenmenin başka insanlarca ölçülebilir sayısal değerleri yoktur, ancak hayatı değiştiren sonuçları vardır.

Bilmek ile öğrenmek arasındaki farkı bilmeden kişi kendi aklı kullanmaya başlamış olamaz. Beyne taşıması gereken hantal yığınlar yüklemek, düşünmesine baştan engel olmak demektir. Kişi, neyi belleğine alacağını baştan seçmeli, belleğine aldıklarını da her durumda kullanabileceği düşünce yapısını geliştirmek için kullanmalıdır.

Zihni eğitmekteki amaç bilgi vermek değil melekelerin güçlenmesidir. -Eğitim Üzerine, Kant

DİPNOTLAR

  1. Bazı melekelerin kendi başlarına kıymeti yoktur. Sözgelimi iyi bir hafızaya sahip, fakat yargı gücünden yoksun bir insan. Böyle bir insan yürüyen bir kamustan farksızdır. -Eğitim Üzerine, Kant
  2. Hafızanın eğitimi genç yaşlardan itibaren başlamalıdır, fakat aynı zamanda anlayış gücünü de eğitmeye dikkat etmeliyiz. -Eğitim Üzerine, Kant
  3. Ezberleyerek öğrenme çok lüzumludur, fakat bunu sadece hafızayı kullanma amacıyla yapmanın eğitim bakımından bir faydası yoktur. -Eğitim Üzerine, Kant
  4. Çocuklar okulda, beyinlerini ilgi veya düşüncelerini açıklamak veya sorunlarını çözmek yerine ezberlemek için kullanmayı öğrenirler. Okulda düşünmek ezberlemekten daha değersiz olmaktadır. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  5. Tüm öğrenmeler, kısmen bilgileri ve fikirleri ezberleme üzerine kuruludur. Okullardaki varsayım, sizin iyi ya da kötü bir hafızaya sahip olduğunuza dairdir ve eğer ikincisine sahipseniz muhtemelen çok parlak bir öğrenci olarak görülmezsiniz ve daha çok çalışmanız beklenir. Bu öğrencilerin okuldaki ”kötü” hafızaları kapasite eksikliğinden değil ilgi eksiklikliğinden olabilir. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson

EKLER

  • Öğrenciler öğrendiklerinin çoğu için asla öğretmenlerine inanmamaktadır. Parlak zekalılar da ahmaklar da sopa zoruyla ya da kariyeri elde etme hırsıyla dersleri ezberleyerek ve sınavları geçmek için uğraşıp dururlar. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  • Sizinkiler tek bir yetilerini geliştiriyorlar: hafıza. Bizimkilers hem zekayı, hem beğeni ve hayal gücünü geliştiriyorlar. Sizinkiler ezberliyor. Bir kere birinci hata bu. Ezberleyince öğrenmiş olmuyorlar. İnsan beyni özellikle de çocuk beyni böyle bir hafızaya alma çabasının altından kalkamaz. -Cahil Hoca, Jacques Rancière
  • Beyin neyi ezberleyeceğini kendi seçer. Bir amaç için bir kitabı sürekli okuyorsanız bir süre sonra bazı kısımları farkında olmadan ezberlediğinizi görürsünüz. En iyi öğrenme böyle olur. Neyi hafızamızda tutacağımızın seçimini beynimize bırakmak daha iyidir.
  • Okul, insan beyninin en önemsiz işlevlerinden biri olan bellek üzerinde durur ama en önemli işlevi olan düşünmeyi ihmal eder. -William Glasser

Leave a Reply