Her bilginin kaynağı sorgulanabilir ve sorgulanmalıdır

Bugün öylesine internette vakit geçirdiğimizde ulaştığımız kadar bilgiye, Ortaçağ’da yaşayan bir insan bir ömürde ulaşıyordu. Onun çok öncesinde ise insanlar bir ömür boyu ilginç bir şey duymak için bekliyorlardı. İşte böyle dönemlerde şehirler arası gezerek hikayeler anlatan kişiler vardı. İnsanlar başlarına toplanır, bugün film izler gibi onları dinlerlerdi. Anlattıkları ne kadar ilginç olursa o kadar para toplarlardı.

Bu sebeple insanlık tarihinde ilk bilgi mitos (efsane) şekliyle yayılmıştır. Delil yoktur, gerçek olması kimseyi ilgilendirmez. İlginç olması daha önemlidir. Nesiller boyu ilginç olanı sıkıcı gerçeğe tercih eden insanlık, kendi soyunda da bu karakterin devamına neden olmuştur. Bu çağda bile insanların tercihi ilginç olandan yanadır. Bu siyasi kampanyalardan televizyon programlarına kadar her şeye etki eder.

Şehirler arası gezerek geçim sağlamak için ilginç şeyler anlatan kişilere gezgin şairler (rapsodi) denilirmiş.

Şairler yaşanmış olaylara tanık olmadıkları gibi, bu olayları araştırıp soruşturma çabasına da girişlemezler. Mitolojik bir kabulleniş içinde, doğru varsayarak akıl için bir önkabul, bir temel oluştururlar. İşte bu temel, üstünde kültürün yükseldiği ana basamaktır. Nitekim şairlerin bildirdikleri bir aktarım şeklinde, başka bir deyişle nakil yoluyla dilden kucağa yayılıp giderler. -Historia, Eyüp Çoraklı

Tarihte yayılan ilk bilgilerin tek özelliği hayal gücünü beslemesidir. Hatta zaten kulağa hoş gelmesi için üretilmişlerdir.

Şairler ancak ilham yoluyla edindikleri bilgileri yaymak için diyar diyar gezinip durmuşlardır. -Historia, Eyüp Çoraklı

Histor denilen kişiler ise sonradan ortaya çıkmış ve bilgiyi yaymak değil bilgi edinmek için yollara düşmüşlerdir. İlginç olanla değil hakikatin kendisiyle ilgilenmişlerdir. Histor’lar bilgiyi binbir zahmetle elde edip tekrar tekrar kontrol edip yanlış kısımlarını eleyip hakikate ulaşmaya çalışırken, rapsodiler diyar diyar gezerek bildiklerini anlatırlar.

Araştırmacı veya tarihçiler, bu işi ancak binbir zorlukla elde ettikleri ipuçlarını bir araya getirerek, bilgi kırıntılarını derleyip toplayarak yapabileceklerdir. Dahası elde ettikleri bilgileri eleştiri süzgecinden geçirip somut veya akli nedenlere dayandırmaya çalışacak, yanlış yargıları doğrularıyla değiştirecek, kısacası biteviye mitos kılığındaki bilgiyi elinden geldiğince logosla sınayıp düzelteceklerdir. -Historia, Eyüp Çoraklı

Aradan binlerce yıl geçmesine rağmen insanlık hala bu iki tip bilgi ile sınanır. Gerçeği arayıp elindeki bilgi kırıntıları ile insanlığı ilerleyen küçük bir bilim topluluğu ile inanılmak istenen bilginin masalsı bir anlatımla süslenip koca kalabalıkları yönlendirdiği kitleler. İki grup aynı konu için karşılaştığında hurafeler bir anda dünyaya yayılırken gerçeğin delilini elinde tutanların sesleri bastırılır.

Gerçek bir adım gitmeden yalan dünyayı dolaşır. -Mark Twain

Tarih (History) dediğimiz kelimenin epistemolojisi de aynı konu ile ilgilidir. Heredotos, kitabına ”Historiai” (Tarih) demiş ve tarih yazımını başlatmıştır. Onun kitabının ismine ‘Tarih’ demesi, tarih kavramının insanlık literatürüne girmesini sağlamıştır.

Bugün için de bizleri ilgilendiren, bilim üzerine inşa edilen ve ilerleyen duyumlar, mitler, söylentiler, efsaneler değil delil ve araştırma olmalıdır ve insanlığın ilerlemesini sağlayan herkesin yaptığı da budur. Ama hangi bilginin doğru, hangisinin yanlış olduğu ile de ilgilenilmelidir. Bu soru bizzat bir bilim dalının konusudur; Epistemoloji.

Bilimin bize öğrettiği sonsuz sorgulamadır. Her fikir yanlış olabilir, her kaynak yanılabilir. Bir öğretmen, bir varsayım, teori ve hatta kanun. Aydınlanmış bir insan saf hakikate ulaştığını asla düşünmediği için sürekli ilerler. Baştan doğruya ulaştığını sanan her zaman yerinde sayar. Bildiğimiz bütün büyük insanları hayatının başında yanlış gibi gelen bazı şeylerin doğrusunu araştırırken buluruz. Her şey yanlış olabilir, ilerlemenin yolu sorgulamadır.

Historia kitabının önsözünde insanlığın düşünce tarihinin yaşadığı dört olağanüstü devrimden bahsedilir. Bunlardan ilki yüz ile yetmişbeş bin yıl öncesinde ateşin icadıdır, ikincisi MÖ 3300’lerde yazının icadı. Üçünücüsü Eskiçağ Ege Medeniyeti’nde logosun keşfidir. Ve dördüncüsü ise Onsekizinci yüzyıl ortalarında İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi’dir.

Sanayi Devrimi sonrası fabrikalara işçi ihtiyacı doğan batı devletleri, her şeyi baştan yazdılar. İnsanların sürekli çalıştıkları bir hayat tarzına geçişine ikna edilmesi için tüm sistem baştan değiştirildi. Öyle bir sistem kuruldu ki, bugün bildiğimiz her şey o gün yazıldı. Mesai saati, hafta sonu tatili, maaş, emeklilik. Ve hatta ders, teneffüs, öğretmen, müfredat, sömestir, karne, not, diploma.

Üniversite bir zamanlar sadece bilgi edinmek isteyenlerin gittiği bir kurum iken şimdi herkese zorunlu tutulmuştu. Ve ilk baştaki sebepler sonradan değiştiği halde neredeyse hiçbir uygulama değişmedi. Evet, tarihe baktığımızda ilk günküne çok benzer bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız. Ve o dönemin alışkanlıkları, değişmez kuralları, öğretim yöntemleri sanki bilim hiç aksini keşfetmemiş, kaynaklar bambaşka şeyler yazmıyor ya da bilgi artık herkesin erişimine açık değil gibi sabit durumda.

Okullar bilgiyi ezberlemeniz için verir ve sınavlarda yaptığınız sürece kıymet verir. Hayatın kendisinde ise bilgi sadece işe yarar olduğunda kıymetlidir. Hayatın dinamikleri o bilgiyi kimden aldığınızla ya da hangi sınavı geçtiğinizle ilgilenmez. O bilgi gerçektir ya da hurafedir, işe yarardır ya da değersizdir.

Bugünün ferdinin kendine ödevi, bir bilginin dersini geçmesini sağlamasının bile hakikat olduğuna delil olmadığını bilmektir. En sevdiği öğretmenin bile yanılabileceğini düşünerek içgüdüsünün önerdiği gerçeği araştırmaktır. Çağımızın problemi yanlış bilgi edinmek kadar bilginin yanlışlığına ihtimal vermemektir. En büyük eksikliğimiz, hayatın dinamiklerini oluşturan stratejilerden habersizce bilgiye sadece diplomaya giden yol olarak bakmak ve kitapların, ilham verici kişilerin, bilimsel kaynakların ve erişilmiş son düzeyin aksini söylediği şeylerden habersiz küçük sorunlarla uğraşmaktır.

Leave a Reply