KENDİNİ SAKLA, EĞİTİMİNİ KİŞİSELLEŞTİR

Günümüzde akıllı telefonlardaki uygulamalardan tutun da giydiğimiz kıyafetlere ve Facebook sayfamıza kadar her şeyin kişiselleştirilebileceğini benimsemiş durumdayız. Aynı durum sağlık hizmetleri için de geçerlidir. Teknoloji ve biyoloji anlayışı gelişmeye devam ettikçe aldığımız ilaçlar kendi beden tipimize uygun hale gelecek. Bu kişiselleştirme süreci her yerde uygulanmaya başladı ama henüz eğitimde bunu göremiyoruz. Bu ironik bir durum çünkü en gerekli ve acil olan eğitimin kişiselleştirilmesidir. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson

George Orwell’ın 1984 isimli romanı dünya tarihinin en meşhur distopyasıdır. Devletin tüm fertleri ‘’kardeş”dir ve birbirlerine ‘’brother’’ diye hitap eder, birbirini gözetlerler. Ancak kimsenin görmediği bir devlet başkanı (büyük kardeş) yani ‘’Big brother’’ mevcuttur. Big brother’ın her evde, kurumda ve sokakta silüeti vardır. İnsanlara sürekli izlendikleri hissi yaratılır. George Orwell bu romanı 1948 yılında yazmıştır. Bu romanın yazılmasından 34 yıl sonra, yani gerçek 1984’te ise Apple isimli bir firma kişisel bilgisayarların hayatımıza girişini müjdelemek için bir reklam filmi çeker. 1984 romanının filme uyarlamasındaki görünümü andıran bir sahnede tüm halk Big brother’in konuşmasını izlemektedir. Beyaz elbiseli bir kadın koşarak bir balyozu ekrana fırlatır ve parçalar. Steve Jobs tarafından kurgulanmış Dünyanın en ünlü reklam filmlerinden biridir, tarihin en başarılı ‘’Super Bowl’’ reklamı kabul edilir. O güne kadar bilgisayarlar IBM’in elindedir, Steve Jobs ise insanların elinde olmasını ister. Özgürleşme temalı filmin sonunda ekranda şu yazar; ‘’24 Ocak’ta Apple, bilgisayarını tanıtacak ve 1984’ün denen ‘’1984’’ gibi olmayacağını göreceksiniz’’. İronik olan, kişisel bilgisayarlar özgürleşme sürecini başlatsa da, aynı zamanda devamında gelen gözetleme sürecini, yani tam olarak George Orwell’ın romanında anlattığı süreci başlatmıştır. 1984 yılında yayınlanan 1984 reklamı, çağı 1984 romanındaki çağa taşımıştır. Bugün de herkesin birbirini gözetlediği bir çağda yaşıyoruz, ancak bir farkla; Orwell romanında hiçbir kişiselleştirmeye izin yoktur, bu çağda ise her şey kişiselleştirilebilmektedir. Bir birey bunu kendisi için avantaja dönüştürülebilir.

Google; dünyanın en büyük arama motoruna (Google.com), en çok kullanılan mobil işletim sistemine (Android), en büyük video sitesine (YouTube) ve en çok kullanılan internet tarayıcısına (Chrome), en büyük harita ve lokasyon hizmetlerine (Google Maps, Google Earth) en prestijli e-posta servisine (Gmail), en büyük bulut sistemlerinden birine (Google Drive) ve yüzlerce daha her gün kullandığınız uygulamaya sahip. Google; internete nereden bağlandığınızı, hangi tarihte nerede olduğunuzu, evdeki ve cebinizdeki cihazlardan ne aradığınızı, hangi siteleri ziyaret ettiğinizi, neleri aradığınızı, neleri sevdiğinizi, hangi hastalıkları geçirdiğinizi, muhtemelen hangilerini geçireceğinizi, nelerden nefret ettiğinizi, nelerin fotoğrafını çektiğinizi, bunlardan hangilerini yükleyip hangilerini yüklemediğinizi, hangi tarihte ne planınız olduğunu bilir. Bunları bildiğini saklamaz. Bunları gösterir, istatistikler sunar, hayatınızı geliştirmeniz için öneriler getirir. Size ulaşmak isteyen reklamverenlerin ulaşması için bunları kullanır (Google Adwords).

Facebook ise dünyanın en çok kullanılan iki sosyal medya platrofmuna (Facebook ve Instagram) en çok kullanılan haberleşme yazılımlarına (WhatsApp ve Messenger) sahip. Kendi profiliniz ve aynı IP’den arada bir giriş yaptığınız sahte hesabınızdan neleri beğendiğinizi, ne yorumlar attığınızı, neleri seviyor göründüğünüz halde aslında nefret ettiğinizi, herkese açık yere yazdıklarınızla arkadaşlarınıza attığınız mesajlar arasındaki farkı, beğenmeseniz bile gördüğünüzde duraksandığınız içerikleri, ekranda geçirdiğiniz vakit birkaç saniye daha fazla olan paylaşımları bilir. Cinsiyetinizi, akrabalarınızı, yeni ve eski sevgililerinizi de bilir. İnternette hiçbir iz bırakmasanız bile arkadaşlarınızın, akrabalarınızın davranışlarından hangi takımı tuttuğunuzu, hangi partiye oy verdiğinizi anlar. Bunları bildiğiniz saklamaz. Bunları sizin internette daha fazla vakit geçirmeniz için kullanır, tüm hayatınızı ve hakkınızdaki her şeyi internete koymanız için avantaj haline getirir. Size ulaşmak isteyen reklamverenlerin ulaşması için bunları kullanır (Facebook Marketing).

Google ve Facebook; bilgi çağını başlatan iki simgedir. Onların sahip oldukları bu bilgiye ‘’Big data’’ denir. Bu bilginin bir kısmından reklamverenler yararlanabilir. Bu çağda reklamveren olmak için herhangi biri olmak yeterlidir. Google aramalarına ya da Facebook haber akışında en üst sırada çıkmak karşılığı çok cüzi ücretler ödersiniz. Bunun karşılığı Google ve Facebook; dünyadaki ülkelerin pek çoğundan çok daha fazla kazanan kurumlar haline gelir. Sahibi oldukları bilgi, paradan çok daha değerlidir. İşin distopik boyutları ve George Orwell romanlarını andıran bu durumu bir kenara bırakırsak; kullanımımıza sunulmuş inanılmaz bir bilgi, işleri insanlık tarihinde hiç olmayan bir hale getirmiş ve kendimize kendimize özel bir sistem kurabilme olanağı ermiştir.

1995 yılında bilgisayarımızın masaüstü duvar kağıdını değiştirebilmemizle başlayan bir kişiselleştirme çağındayız. İnternete girdiğimizde web siteleri bize ismimizle hitap eder, doğum günümüzü kutlar. Dizi siteleri cinsiyetimizi sorar çünkü erkek isek traş bıçağı reklamı, kadın isek çanta reklamı gösterecektir. Cep telefonunuzdan bir şey arattığınızda bilgisayardan sosyal medyaya girerseniz az önce arattığınız şeyle ilgili reklamlar görürsünüz, buna ‘’remarketing’’ denir. Firmalar bir içeriği önce her şeyi beğenen kitleye gösterir, beğenileri toplarlar, sonra diğer insanlara o ürünü pek çok kişinin beğendiğini gösterirler; böylece sıradan ürünlerin çok tutulduğunu düşünüp muhabbet olsun diye bile onların reklamını yaparsınız. Bir şehirde bir konuda çok arama yapıldığı ama ilk sıralarda çıkan firmalarla tatmin olunmadığını istatistiklerden görüp o şehre gidip o konuyla ilgili iş kurmak sıradan bir olaydır. Wallmart, marketlerinde alışveriş yapanların aldıkları ürünlerden çıkardığı analizleri öyle derinleştirmiştir ki; milyonlarca alışverişten kimin hastalandığını, kimin hastalanmak üzere olduğunu, kimin hamile olduğunu, kimin yalnız yaşadığını, kimin boşanmayı düşündüğünü anlayabilmektedir (1).

Bu çağda bu kadar kişiselleştirebilme seçeceğinin olmasının tek sebebi bu değildir. Kapitalist düzen, sürekli üretmediğinde ve birileri bunları tüketmediğinde iflas eder. Ürün çeşitliliği sürekli tüketimin yollarından biridir. Annenin ve çocuğun aynı şampuanı kullanması, patlamayan ampul üretimi, her sene aynı tshirt’ün moda olması Sistem için tehlikelidir. Olabildiğince çeşitlilikte ürün olmalı ve insanlar kendini aldığı ürünlere göre tanımlamalıdır. Renk seçiminden boyuta kadar seçeneklerin yanı sıra, olabildiğince çok marka olması da sürekli tüketimin sonucudur. Facebook ve Google’ın sizinle ilgili daha fazla kişisel bilgi istemesinin önemli bir sebebi; firmaların sadece kendi kitlesine onlara özel ürünlerini ulaştırmak istemesidir. Özenle yazılmış algoritmalar ve yapay zeka; kişi kişi reklam kararı verebilir.

Sistem, Sanayi Inkılabı sırasında insanların köyden çıkıp fabrikalarda işçi olması için eğitimi kullanıyordu. Kapitalizm, insanların sermayeyi sürekli artırması için daha çok çalışması ve daha çok tüketmesi üzerine kuruluydu. Bu iki sistem tüm dünyada devam etmektedir. Bugün yaşadığımız durum ise ilave üçüncü bir Sistem’dir ve sosyologlar tarafından sık sık bir ‘’panoptikon’’a benzetilir. Panaptikon bir hapishane çeşididir. Ortaki bir kule tüm hücreleri görür (Big brother), ancak tüm hücreler de de birbirini görür. Sanayi Inkılabı’ndan günümüze sadece Sistem insanları gözetleyip kontrol ediyordu, şimdi hepimiz bunu Sistem’in yerine yapıyoruz. Byung-Chul Han şöyle der: ‘’Panoptikonuun dışı diye bir şey mevcut değil. Bir topyekünlük söz konusu. İçerisini dışarıdan ayıran bir duvar yok. Kendilerini özgürlük alanları olarak sunan Google ve sosyal ağlar panoptik biçimlere bürünüyorlar. Bugün gözetleme, genelde sanıldığı şeyliyle ‘’özgürlüğe saldırı’’ şeklinde gerçekleşmiyor. İnsanlar kendilerini daha ziyade gönüllü olarak teslim ediyor panoptik bakışa.’’ (2)

Yeni bir sistemin başlangıcındayız lakin toplum, henüz hiçbir sistemden haberdar bile değildi. İnsanları makinenin bir çarkı gibi kullanmak üzere tasarlanmış ve sonradan değiştirilmemi bir sistemde eğitim gördüklerini bilmiyorlardı. İstatistiğin sosyal bilimlerde kullanılmaya başlanması sonucu Sistem için birer rakam haline geldiklerinden habersizlerdi. Daha fazla çalışmaları için her zaman genel işsizlik ve sınırda maaş sisteminin oturtulduğunu ve bir ömür boyu bunun için uğraşılıp ödül gibi sunulması için diplomaların icat edildiğini fark etmemişlerdi. Sürekli sermayeyi büyütmeleri için daha fazla çalışmaları ve harcamaları gerektiğinden, televizyon başta olmak üzere tüm kaynaklarıyla kendisinin hayat tarzının nasıl olması gerektiğinin belirlenmesine başkalarının karar verdiğini anlayamıyordu.

Kendini eğitim, tarihte hiçbir zaman insanları yarı yolda bırakmamıştır. Sistem’in sunacağı işe, unvana, maaşa tamah etmeyen kişilerin hayat hikayelerini bilim, teknoloji, sanat, fikir tarihinde okuyoruz. Ama yine de ortalama bir hayat için oldukça cesaret gerektirmiştir. Örneğin iş bulabilmek için Sistem’in eğitimi son birkaç yüzyıldır önemli idi. Diğer her şey, bu eğitimin yan etkileridir. Hayat tarzı, tüketim alışkanlıkları, yaşam beklentileri… Sistem, insanların büyük çoğunluğu için kendisinden başka bir ihtimal bırakmaz. Ama çağımızda çok şey değişte ve sistemlerin çok fazla boşluğu oluştu. Artan insan nüfusu, piyasadaki nitelikli personel talebi, gelişen teknolojiye adapte olacak insan gereksinimi Sistem’in eğitimini yarı yolda bırakmıştır. Eğitim yeterli gelmemektedir, diplomalar iş vermemektedir. Artık birbiriyle daha çok haberleşebilen çocuklar ve gençler; eğitim sisteminde ve tıkılıp kaldıkları sınıf düzeninde bir tuhaflık olduğunu anlamaktadır. İnsanlar, okulun kendilerini oyaladığını düşündüklerini daha çok dile getirmektedir. Bir şekilde başka bir hayat tarzı, eğitim modeli gerekmektedir.

Formula 1 yarışlarında belirli tarzda motorların kullanımı yasaktır. Sonuca herkesten hızlı ulaşan ve roket yakıtı ile çalışan bir motorla yarışa giremezsiniz. Formula 1 de bir sistemdir ve o da kendi kurallarını talep eder. Sistem içerisinde onun kurallarına uyularak var olunabilir. Ama sizin arabayla gerçekten hızlı gitmek için sebebiniz oldu diyelim. Çöl ortasında kalmış insanları araçla en yakın hastaneye yüzlerce kilometre taşımanız gerekti. O zaman Formula 1 kuralları kitapçığı hiçbir işinize yaramaz. Roket yakıtını bırakalım, uçak kanatlarını kullanmayı bile düşünebilirsiniz. Belirli müfredata değil elinize geçen her tür bilgiyi inceleyip gerçekten ihtiyacınız olanları kullanmaya ihtiyacınız olur. Kestirme yollar, kopyalar, en yakın cevaplar, çoktan seçmeler, biliyor gibi davranmalar kendinizi kandırmak olur. Amacınız için her şeyi gerçekten öğrenmeye ihtiyacınız o zaman olur.

Son 20 yılın büyük girişimcilik örneklerine bakabilirsiniz. Öğrenilmesi gereken bilgi kesinlikle okulda yoktur ama webde, kitaplarda, internetten ulaşılabilen insanlarda vardır. Sistem iş vermek için diploma sahibi olana kadar bekletir ama kimsenin öğrenmeye tenezzül etmediği yeni bir bilginin harika olduğunu keşfeden kişiler her zaman iş bulabilir. Ama amaçları iş bulmak değildir zaten. Onlar bir amacı gerçekleştirmek için gerçekten ihtiyaç duydukları bilgiyi bulurlar ve kullanırlar. Bu örneklerin çoğu işin okulunu da okumuşlardır. Ama Sistem içerisinde kendini eğitmeye devam ederler. Öğretmenin istediği cevabı da, gerçekte doğru ve yararlı olanı da bilirler.

Böyle bir çağda Sistem’in hala herkese aynı tarzda eğitim, aynı ortamda eğitim, aynı müfredatla eğitim çabalarını bir düşünelim. (3)

Telefonlarımız bile kendi istediğimiz tarzda çalarken, telefonumuzdaki uygulamaları bile istediğimiz şekilde belirleyip istediğimiz zamanda kullanırken eğitimin kişiselleştirilememesi düşünülemez. Sistem, bizim adımıza bunu yapmayabilir, belki de asla yapmayacaktır. Ancak bu çağda herhangi bir kişinin Sistem’in doğru yönde gelişmesini beklemeye ihtiyacı yoktur. Şeffaflık toplumunda kişisel bilgilerin saklanmaması, özel hayatımızı ve düşüncelerimizi bile insanlara açmak ve tam bir kontrol altında olmak; kendini eğitimin amacı ile taban tabana çelişir. İnternet kullanımının, kişisel yaşamın kişiselleşmesi değil; eğitimin kişiselleştirilebilmesi konumuz. Bunun için de Khan Akademi güzel bir örnek.

Salman Khan isimli kendi halinde bir mühendis (aynı isimli aktör ile karıştırılmaması gerekir), matematik dersinden kalmak üzere olan Nadia isimli kuzenine yardım etmek ister. Tüm derslerde iyi olmasına rağmen matematikle arası oldukça kötüdür. Yatırım uzmanı olarak mesaisi yoğun olan Khan, en kısa zamanda en verimli şekilde ders anlatabilmek için eğitim üzerine bir mühendislik yapmaya karar verir (4).
Öncelikle Nadia’nın matematikte zorlanmasının sebebini araştırır. İlk fark ettiği konu, Nadia’nın birim çevirmekte zorlandığıdır. Matematiğin ilk ve en basit konusunda neden takıldığını merak eder. Düşünür. Aslında tüm öğrencilerin sevmediği konular vardır ve yaşanan zorluk konunun basit olup olmaması ile alakasızdır. Salman’ın ilk düşündüğü konu ‘’atlanmış konular’’dır. Bir bütünün ortasındaki bir parçasını çekerseniz kalan kısmı işe yaramaz. Anlatıldığı sırada aklı başka yerde olan, o hafta derse gelmeyen, o konuyu ilk dinlediğinde anlamayan öğrenciler her hafta yeni konu işlenmesi nedeniyle o konuya karşı ömür boyu soğuk kalırlar. Nadia gibi başarılı bir öğrenci de daha ilk hafta herhangi bir sebeple konuyu anlamadığı için sonraki haftalarda derse ilgisizleşmiş ve başarısız olmuştur. İlk çözülmesi gereken sorun budur.

Bu sebeple Salman Khan için sonuçlar çıkar. Her şeyden önce bir konu anlaşılmadan diğer konuya geçmek eğitimin en büyük handikapıdır. Eğitim sisteminin ”her halde eninde sonunda anlayacaklardır” mantığı ile ilerlediğini düşünür Salman. Okulda her hafta işlenmesi gereken konular belli olduğundan tüm sınıf bir sonraki konuya geçmelidir. Bu sebeple her konu için bazı öğrenciler anlamadan, bazıları da çabuk anladığı için bir sonraki konuya geçene kadar sıkılarak haftalar geçer. Her öğrenci ayrı bir derste hızlı, ayrı bir derste yavaştır. Konu konu insanların hızlı ve yavaş işlenmesini isteyecekleri farklıdır; hiç kimse ortalama değildir (5).

Salman Khan’ın ilk önemli prensipleri; kendi hızında öğrenme imkanı tanıma, tekrar etmek için aynı derse dönebilme ve anlayana kadar bir sonraki konuya geçmemektir.

Bu kararları alarak Nadia’ya birim dönüştürme konusunu anlatmaya başlar. Ancak normalde çok daha zor konularda büyük bir zeka örneği gösteren Nadia, birim dönüştürmede pek çok ders saati boyu ilerleme yaşayamaz. Bir soruyu cevaplamasını beklediği kuzeninin cevabı hakikaten düşünmek yerine hızlıca cevap vermeye çalıştığını fark eder. Nadia’ya ani bir soru sorar; ”Tahmin mi ediyorsun?”. Ve fark edilir ki Nadia anlamaya çalışmaktan çok anlatanı memnun etmeye çalışıyordur. Bu, dünyadaki tüm öğrencilere okul yüzünden yerleşmiş bir psikolojidir. Sınıf denilen ortamlarda öğretmen bir soru sorar, öğrenciden bir cevap beklenir. Her an soru gelebileceği düşünen ve hızlıca cevaplanması beklenen öğrenciler öğrenemedikleri gibi öğrenmenin ne olduğunu dahi unuturlar. Öğrenen öğrenci olduğuna göre soruyu sorması gereken öğrenci, cevaplaması gereken öğretmendir. Salman’a göre öğrencinin hakkında yargı verileceğinden korktuğu ve neyi anlayıp anlamadıklarını söylemeye bile çekindiği bu ortam başarısız olunan her derste kalıcı bir strese yol açmaktadır (6).

Ve Salman bir sonraki kararını alır; tahmin yürütmeye yol açacak baskısı engelleme. Asla yarım yanıtlara, hemen cevaplara, düşünmenin önüne geçen eylemlere izin verilmeyecektir. Nadia istediği kadar soru sorabilecek, anlamadığını hemen belirtecek ve tek seferde anlamaya çalışmayacaktır. Nadia’nın tekrar anlatmasını isteyecek rahatlığa kavuşması çeşitli süreçlerden geçer. Tekrar anlatma konusunda mahcubiyetinden kurtulup da anlamadığı için suçlanmadığını fark edince de öğrenmeye başlar. Öğrenmeye başlayınca eğlenmeye başlar. Ve bir ara bir epifani (jeton düşmesi) yaşar ve konuyu tamamen çözer. Salman, önce epifaninin mi eğlenmenin mi başladığını bilmediğini söyler. Ancak başarı rahat hareket edip stres olmayı bıraktığında gelmiştir (7).

Salman bu deneyim sonrası başka derslerde başka kuzenlerine yardımcı olmaya başlar. Önce kameralı telefon görüşmesi ile devam ederler. Ancak kendi iş hayatından kaynaklı süre sıkıntısı ile Nadia’nın eğitiminden edindiği tecrübe önemli bir kararı kolaylaştırır. Dersleri cep telefonundan videoya çekip kuzenlerine yollamaya başlar. Öğretmenin sınıfta olmaması baskı konusunu tamamen halleden. Kuzenleri -yani öğrenciler- anlayana kadar tekrar tekrar izlerler. Kimi bir konuyu hızla öğrenir bir başkasını tekrar tekrar izleyince. Soruları mesaj olarak Salman’a yollarlar, Salman da videoları kuzenlerine. Gerçekten öğrenilen, hiçbir konunun öğrenilmeden anlatmandığı, keyif alınan bir ortam oluşmuştur.

Çeşitli telefonlarda birikmiş pek çok dağınık videoyu bir araya toplamak için Salman Khan bir YouTube hesabı açmaya karar verir. Videoları oraya yüklemektedir. Kuzenlerine ilave olarak komşularının ve iş arkadaşlarının çocukları da videoları izlemektedir.

Salman videoları YouTube’a yüklemeye başladığı sırada, YouTube en fazla 10 dakika uzunlukta videolar kabul etmektedir. Fakat bu konuyla ilgili ilginç bir sonuca ulaşır; insanların en uzun dikkat süresi 10-18 dakika arasındadır. Yani herkes için hazırlanan bir ders zaten maksimum 10 dakika uzunlukta olmalıdır (8).

O tarihte pek çok uzaktan eğitim platformu vardır. Ancak genelde derslerin kaç dakika izlendiği gibi kriterler ölçülmektedir. Salman ‘’tam öğrenme’’ mantığını geliştirir ve zaman konusunda eğitim devrimi olarak nitelendirilen bir çalışmaya imza atar. Kesinlikle hiçbir şekilde zaman konuya dahil edilmeyecektir. Khan Academy adıyla kurduğu web sitesinde konular ancak tam öğrenildiğinde bir sonraki konuya geçilmektedir. Bir konu bitirildiğinde diğer konuya geçmeden önce o konuyla arka arkaya 20 soruyu doğru cevaplamak gerekir. Ve bu konular okuldaki derslerden daha çok aşamalıdır. Okulda bir derste işlenen konun her bir önemli detayı tek bir derstir ve bu aşamayı geçmek için o konuda her şeyi öğrenmek gerekir. Tek başarı kriteri konuyu öğrenmiş olmaktır. Ne kadar sürede çözüldüğü, videoların kaç kere izlendiği, hangi konuya gelindiği gibi kriterler başarı değerlendirmesine alınmaz. Khan Academy’de kimse kendini kandırmak için bulunmaz. Herkes gerçekten öğrenmek için oradadır ve öyle de olur.

Salman Khan, Dünya Okulu kitabında şöyle diyor; ”2012 ortalarına gelindiğinde Khan Academy beni çok aşmıştı. Her ay 6 milyondan fazla öğrencinin eğitimine katkıda bulunuyorduk. Harvard’a 1636’da kurulduğundan beri gitmiş insan sayısının 10 katıydı bu ve her yıl yüzde 400 artıyordu. Videolar 140 milyondan fazla kez izlenmişti ve öğrenciler bizim yazılımlarımızı kullanarak neredeyse yarım milyar araştırma yapmıştı. Ben şahsen üç bini aşkın video yüklemiştim -hepsi ücretsiz ve reklamsızdı-; temel aritmetikten ileri kalkülüse, fizikten finans ve biyolojiye, kimyadan Fransız Devrimi’ne kadar her şeyi anlatmıştım. ‘’ (9)

Projesinin sıradan başarılı bir proje olmadığına, bir devrim olduğuna ikna olur. Yeni doğmuş bir çocuğu olmasına rağmen eşinin onayı ile işini bırakıp tüm vaktini daha iyi videolar üretmeye harcar. İzlenme sayıları milyonları aşar. Bir gün Bill Gates bir röportajında kendi çocuğuna ders anlatırken YouTube’daki Salman Khan videolarından yardım aldığını söyler. ”Bill Gates’in favori öğretmeni” başlığı ile büyük bir dergiye manşet olur. Google’dan ve Microsoft’tan büyük bir yatırım alıp ofis kurarlar. Ve okullarda denenmeye başlanır.

Sistem’i değiştirmeyi dahi başarırır Khan. Onun artık iyice oturmuş eğitim modeli ve dersleri birkaç özel okul denenir. Başarısı sonrası iyice yayılır. Bu yazı yazıldığı sırada ABD’de müfredatın bir kısmı Khan Academy’nin içerikleri ile değiştirilmeye başlanmıştır. Öğretmenler öğrencilerin hangi derste nasıl ilerlediğini, hangi konuda takıldığını, neyi kaç kez izlediğini, bilgi haritasında nasıl bir yol katettiğini görebilmektedir. Dileyen öğrenci kendi gelişim haritasını oluşturabilmektedir. Hatta Khan Akademi’de artık sadece okul dersleri değil, insanlık için önemli her konuda dersler vardır. Dahası, ileri derecede ekonomi, temel derecede mühendislik gibi pek çok akademik konu da işin içine girer. Her gün bir kısmı iş adamı, bir kısmı henüz çocuk olan milyonlarca kullanıcı sitesini ve video hesabını ziyaret eder. Hala tüm videolar ücretsizdir -ve hep öyle kalacaktır- (10) ancak öğrenilebilecek içerik ve hoca sayısı oldukça artmıştır.

İnsanların video izleyerek kendini geliştirmesinin en büyük avantajlarından birisi de öğretmenin öğrenciyi görmemesi sonucu oluşan avantajlardır. Araştırmalar kendilerine zeki gibi davranılan öğrencilerin zekileştiğini, aptal gibi davranılanların aptallaştığını gösterir. Bir alana ilgi, bir alanda yetenek veya başarı, öğretmenin konu ile ilgili teşviği, yorumu veya tam tersi durumlarda eğitilen kişi eğitenden etkilenir ve belki de kendi gitmesi gereken yoldan çıkabilir. Virginia Woolf bir insanın diğerine kitap bile tavsiye etmemesi gerektiğini söyler, çünkü beğenirse kendi yolundan gitmez, beğenmezse de okuma isteğinde azalma olur (11). Ve kişinin karşı tarafa verdiği her bilgi bir etiketlenme sebebidir. İnsanların gözündeki etiketlerimiz bundan sonraki davranışlarını etkiler. Modern adalet sistemi, önceden suçu olmayanı affetmeye meyillidir. Çünkü ceza etiketlemektir ve etiketler kişinin üzerine yapışır. Herkesin yapabileceği bir şeyi yapmış herhangi bir kişiyi etiketlediğinizde o kişi artık o özelliğe sahip olur. William Glasser’e göre pırıl pırıl öğrenciler daha okul hayatlarının ilk senesi notlar ile etiketlenirler. Ömürlerinin kalanı kendilerinde kalan başarılı-başarısız etiketlerini taşımakla geçer. Ona göre çocuklara ilkokul boyunca hiç not verilmemelidir (12). Trevenian’ın Şibumi romanında ustası kahramanımıza kendini saklaması öğüdünü verir. Bu kadar davaların kalktığı bir çağda, öğrenme süreci dahi bizimle ilgili bilgi sahibi olanlar tarafından etkilenir. Kendini saklamak, kendini eğitimin kurallarından biri haline gelmiştir. Kierkegaard şöyle der; ‘’Kendini iyi saklayan, iyi yaşar.”

Salman Khan da, Ken Robinson da eğitimin kişiselleştirilmesini savunur (13). Ama daha önemlisi; kendini eğitimdir. Salman Khan’dan önce de internette milyonlarca ücretsiz içerik mevcuttu. Herhangi bir konuda takıldığınız yerde Google’da arama yapabilir, ücretsiz dökümanları, blogları okuyabilir, videoları izleyebilir, forumlarda yardım isteyebilir ya da o konunun uzmanlarına mail atabilirdiniz. Şeffaflık toplumunun her gün görmemizi istediği ucuz gündemin, herkesi aynı yapma çabasının ötesinde bilgi çağında inanılmaz bir içerik mevcut. Kişiselleştirilmiş bilgileriniz nedeniyle arama motorlarının sadece ilgilendiğimiz içerikleri göstermesi, sosyal medyanın ilgilendiğimizi düşüneceği içerikleri göstermesi sonucu sınırlı bir fikre hapsolmaya ‘’fitler bubble’’ deniyor. Herkesin sizin gibi olduğunu gördüğünüz bir ortamda ilerlemek için bile değişmek mümkün olmaz (14). İnternet tarayıcılarının ‘’yeni gizli pencere’’ sekmesine girme vaktimiz geldi. İnternet bile kim olduğumuzu bilmemeli -ki doğru ve ihtiyaç duyduğumuz içeriğe ulaşabilelim. Sistem’lerin üzerine defalarca daha yeni sistemler gelebilir. Değişmeyen tek şey kendini eğitimin gerekliliği. Bilgi ihtiyacı kişiye özel, öğrenme metotlarımız özgün, ihtiyaç duyduğumuz konular ayrı. Kendi ihtiyacı olan bilgiyi, kendi istediği tarzda almak isteyenler için en avantajlı çağın başındayız. Sistemin boşlukları kişinin kendi lehinedir. Kişi, sistemin değişmesini beklemeden kendi eğitimini kişiselleştirmelidir.

DİPNOTLAR

  1. Fiyatlandırma Sırları, William Poundstone
  2. Şeffaflık Toplumu, Byung-Chul Han
  3. Standart sınıf modeli -okulda herkese ortak ders, evde tek başına ödev- dijital çağda hala anlamlı mı? -Dünya Okulu, Salman Khan
  4. 2004’te -biraz da kazara- işe yarar görünen bazı fikirlerle denemler yapmaya başladım. Bunlar büyük oranda doğruluğunu kanıtlamış bazı ilkelerin yeniden vücut bulmuş haliydi. Öte yandan, yen teknolojilerin sağladığı yaygınlaştırılabilirlik ve erişebilirlikle birleştirildiğinde, bildiğimiz eğitimi sil baştan düşünebilme olasılığına işaret ediyordu. -Dünya Okulu, Salman Khan
  5. İnsanlar farkı hızlarda öğrenirler. Bazıları, sezgi patlamalarıyla hızlı bir biçimde öğrenir; bazılarıysa konuyu yavaş yavaş, uğraşa uğraşa kavrarlar. Hızlı demek her zaman daha zeki demek değildir, yavaş demek de daha aptal anlamına gelmez. Dahası, hemen anlamak ile derinlemesine kavramak aynı şey değildir. -Dünya Okulu, Salman Khan
  6. Öğretmen açısından bakıldığında, bir destek ilişkisi yürütülüyordu; ama öğrencinin açısından, bir tür çatışmanın ortaya çıkmaması çok zor ya da imkansızdı. Bir soru soruluyor, hemen bir yanıt verilmesi beleniyor, bu da baskı yaratıyor. Öğrenci öğretmeni düş kırıklığına uğratmak istemiyor. Hakkın yargı verileceğinden korkuyor. Bütün bu etmenler de öğrencinin eldeki meseleye yoğunlaşmasını engelliyor. Dahası, öğrenciler neyi anlatıp anlamadıklarını iletmeye utanıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  7. Bundan kısa bir süre sonra Nadia şu jeton düşmesi anlarından birini yaşadı. Birim önüştürmenin mantığını birden kavradı ve dersler de çok daha eğlenceli bir hale geldi. Önce hangisi olmuştu? Tam olarak bilmiyorum, ama önemli olduğunu da düşünmüyorum. Önemli olan, Nadia kendini bu konuda rahat hissettikçe, kendine güveni ve dikkati de hızla geri geldi. Bir sorunun yanıtını bildiğinde sevincini sesinden anlıyordum. Daha da önemlisi, bir şeyin yeniden anlatılması istendiğinde -yani bir anlamda ”tekrar oynat” düğmesine bastığında -hiçbir utanma ya da mahcubiyet duyusu olmamasıydı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  8. Dünya Okulu, Salman Khan
  9. Dünya Okulu, Salman Khan
  10. Bu yeni oluşumun maddi kaynakları komik derecede sınırlıydı. Academy’nin 20 dolar değerinde ekran görüntüsü alma programı ve 80 dolar değerinde kalemli tableti vardı; grafikler ve denklemler -çoğu zaman titrek bir yazıyla- Microsoft Paint adında ücretsiz bir programla çiziliyordu. Ayda 50 dolar ödediğim internet yer sağlama sitesine oradan buradan bulduğum bir test programı yüklemiştim. Öğretim kadrosu, mühendislik ekibi, destek birimi ve yönetim toplam bir kişiden ibaretti: ben. Bütçe, kişisel birikimimdi. Günlerimin çoğunu 6 dolarlık bir tişört ve eşofman altıyla geçiriyordum, bir bilgisayar ekranına konuşuyor ve büyük hayaller kuruyordum. -Dünya Okulu, Salman Khan
  11. Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler, Virginia Woolf
  12. Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  13. Eğitimin kişiselleştirilebilmesi için şunları kabul etmek gerekir; zekanın çok çeşitli bir çok yönlü olduğu, öğrencilerin ilgi alanlarının ve güçlü yönlerinin peşinden gitmesi gerektiği, öğrencilerin farklı öğrenim seviyelerine göre programlar gerektiği ve öğrencileri kişisel gelişimleri ile başarılarını destekleyecek şekilde değerlendirme gerektiği. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  14. Sosyal medya ve kişiselleştirilmiş arama motorları internette dışarısının ortadan kaldırılmış oldu mutlak bir yakın alan oluşturur. Burada insan yalnızca kendisi ve kendisi gibi olanlarkla karşılaşır. Değişimi mümkün kılacak hiçbir olumsuzluk yoktur artık. Bu dijital mahalle insana sadece hoşuna gideceği kesimlerini sunar dünyanın. Böylelikle de kamusal alanı, kamusal ve hatta eleştirel bilinci ortadan kaldırarak dünyayı özelleştirir. İnternet mahrem bir alana, rahatlık ortamına dönüşür. Her türlü uzaklıktan arınmış yakınlık da şeffaflığın dışavurum biçimlerinden biridir. -Şeffaflık Toplumu, Byung-Chul Han
Abdullah Reha Nazlı

Abdullah Reha Nazlı

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.