Öğrenmenin zamanı, periyodu ve frekansı yoktur

Çocuklar bir kez yaşlarına göre ayrıldı mı, hedefler açıkça ortaya çıktı ve test etmek kolaylaştı. Her şey gayet bilimsel ve ileri görünüyordu, yöneticilerin de çok işine geliyordu. Ancak yolda nelerin yitildiğine neredeyse hiç bakılmadı. -Dünya Okulu, Salman Khan

Roger Bansley adlı Kanadalı bir psikolog, ülkelerinin hokey liginde şampiyon olmuş takımın oyuncuları ile ilgili istatistiklere göz atarken ilginç bir şey fark eder. Kazanan takım oyucularının pek çoğu Ocak doğumludur. Ondan sonra Şubat ve Mart ayları gelir. Sporcuların neredeyse tamamı senenin ilk aylarında doğmuştur.

Sonra birkaç yıl önceye bakarlar, sonra daha öncelere. İlginç bir şekilde hokeyde başarılı oyuncularla ilgili ilginç bir durum vardır. Bunun sebepleri ile ilgili sosyolojik ve psikolojik araştırmalar yaparlar. Ve ortaya çok ilginç bir sebep çıkar; istatistik. İnsan eliyle standartlar oluşturmaya çalışmanın büyük etkileri üzerine inanılmaz harika bir örnektir. Bu olay Malcolm Gladwell’in ”Outliers” isimli kitabında anlatılır.

Kanada’da hokey en önemli spor. Çocukların bu spora başlamaları için çok ciddi bir düzenleme ve adil olması için uğraşılmış bir düzen getirilmiş. Buna göre çocuklar her sene seçmelerde sadece kendi yaşıtları ile birlikte değerlendiriliyorlarmış.  Gayet adil gözüküyor. 2005 doğumlu bir çocuk sadece o yılın 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında doğmuş çocuklarla seçmelere giriyor. Ancak bireyselleşmenin hesaba katılmadığı standart her ortamda insanın çok yönlü fıtratı ihmal edilir ve mekanik hesaplamalar ne kadar adil olmaya çalışılırsa çalışılsın bazı nitel özelliklerin yok sayılmasına neden olur.

8 yaşında bir çocuk için 1 yıl demek ömrünün %12,5’u demek. 40 yaşında biri için 1 yıl demek ömrünün %0,025’i demek. Yani o yaşta aynı yılın ayları dahi yaş farkı sayılabilecek avantajlara sahip olmak demek. 2005’te doğan öğrenciler 2013 yılında seçmelere giriyor diyelim. 8 yaşında bir çocuk için Ocak’ta doğmak ile Aralık’ta doğmak arasında çok büyük fark var.

Bu fark edilmeyip de yaşa göre sınıflandırmanın adil olacağı düşünüldüğü için Ocak, Şubat gibi aylarda doğanlar avantajlı olmuşlar ve kitle içinde yetenekli gözükmüşler. Ekim, Kasım, Aralık gibi aylarda doğanlar dezavantajları nedeniyle yeteneksiz gözükmüşler ve bu durumda hiçbir tuhaflık sezmeden hokeyi bırakmışlar. 2005’in Kasım ayında doğan bir çocuk 2006’lılarla seçmelere alınsaydı yetenekli gözükecekti. Buradan inanılmaz bir sonu çıkıyor; büyük ihtimalle hayat boyu pek çok durumdan koşullar yanlış olduğu için kendimizi eledik. Muhtemelen yeteneksiz olduğumuzu düşündüğümüz çoğu konuda hesaba katmadığımız koşullar vardı.

Başka bir ülke olan İspanya’da ise şöyle bir şey olmuştur. Büyüme eksikliği hormonu olan Lionel isimli bir çocuk, annesi tarafından tedavi edilmek üzere Barcelona kentine götürülür. Burada futbol okuluna yazılır. Seçmeler yaşlar arasında karma olduğu ve seçmeler için kısıtlanmış bir süre olmadığı için zaman içinde yetenekliler ile yeteneksizler ayrılmaktadır. Yaşıtlarına göre ufak tefek olan ama kalabalığın bir parçası olan Lionel’in yeteneği zamanla keşfedilir ve takıma alınır.

Yaşıtları ile yanyana koyulduğunda üç-beş yaş küçük gözükmektedir, ancak bu durum onun avantajı olmuştur. Bedensel olarak her zaman dezavantajlı olduğu ve kendinden iri rakiplerle karşılaştığı maçlarda oynamaya alışmış olması onu güçlendirmiştir. Dahası, büyüme hormonu eksikliğine rağmen kendini eksik, küçük ya da yeteneksiz hissetmemesi onu motive etmiştir.Bu çocuk 17 yaşında dünyanın en önemli futbol liglerinden La Liga’da gol atan en genç futbolcu oldu. Ronaldinho gibi bir futbol efsanesi takımdan gittikten sonra onun yerini doldurdu, hem de ondan daha fazla. Dünyanın en iyi futbolcusu ünvanını arka arkaya 4 kez aldı. Dünyanın en iyi driblingcisi, asistçisi, golcüsü bir araya gelse ulaşamayacağı istatistiklere ulaştı. Kırılmadık rekor, sergilenmedik resital bırakmadı. Dünya tarihinde kimsenin yapamadığı şeyler yaptı. Bu çocuğun adı Lionel Messi idi.

Kanada ile İspanya arasındaki uygulama farkı, kitleleri grup olarak bölmenin etkilerini gösteriyor. Bir grubu yaş gibi bir kriter için bile böldüğünüzde peşinen bazı bireysel özellikleri değerlendirme şansınız ortadan kalkıyor. Ayrıca öğrenme hızı, öğrenme metodu, yetenek keşfi gibi diğer tüm bireysellik özelliklerinin hiçbiri yaş ile yüksek korelasyona sahip değil.

Bugün de bireyselleşme anlayışı okullarımızda yok. Yetenek ortaya çıkarmaya dayanmayan uygulamaları bırakalım, öğrenim ile ilgili tek bir uygulama bile Barcelona’da futbol takımı örneğindeki gibi değil. Kanada’da hokey takımı seçmelerinde hata yaşanmış olsa da aslında meritokrasinin hakim olduğu bir anlayış sürüyordu. Oysa okullarımızda bunun hatalı haline bile razı olacağımız kadar standartlaşma hakim.

Böyle bir durumda, ailenizin sizi hangi yıl okula yazdırdığı gibi çok basit bir konunun bile etkilerini ve sorumluluğunu düşünün (1). Okula bir yıl erken yazılmış olsanız şu an olduğunu kişi olacağınızı söyleyebilir misiniz? Bir yıl farkla okula yazılmak hayatınızın tümünü etkileyebilir. Aynı şekilde başka bir sınıfta veya farklı öğretmenle okumak bile fark edecektir. Sınıf arkadaşlarınızın çoğunun sizden küçük ya da büyük olması muhtemelen çok fark etmiştir. Sosyal statüsü sizden yüksek veya düşük olan öğrencilerle aynı okula yazılmak da muhtemelen okul içindeki davranışlarınızı, hatta öğrenmeyi seçtiğiniz konuları etkilemiştir. Hatta okula yazıldığınız seneye göre meslek tercihleri, sınav sistemleri, puanlama yöntemleri, müfredatlar ciddi değişliklik gösterebilmektedir. Eğitim esasında bu farklılıkları yok etmeliydi. Hatta fabrikaya işçi yetiştirmek için bile olsa standartlaşmanın amacı bu farklılıkları yok etmek içindir. Ancak insan zekasının yetmediği durumlar ve istatistiğin eksik yorumlanışı bugün sistemin oldukça adaletsiz olmasına neden olur. Hayatlar çoğunlukla bireylerin potansiyelleri, yetenekleri ya da çabalarıyla değil o an esen rüzgarlar, mevcut şartlar ve rastgele avantajların hakim olduğu düzenlerle ilgili.

Sistemde esneklik yerine çok keskin çizgiler vardır. Gemiye bir yerden bineriz ve gemi limana varana kadar inemeyiz. Hangi dönemde başlamışsak öğrendiklerimizden gireceğimiz sınavlara, karşımıza çıkacak koşullara ve yapacağımız koşullara kadar kaderimiz bellidir. Oysa okuldan bağımsız düşündüğümüz saniye bilgi insanın dilediği zaman erişimine açıktır ve hayatta işler isteyen kişinin istediği zaman istediğini elde etme hakkını kullanmasıyla ilgilidir. O halde sistemde neden bu kadar periyodik hiyerarşi mevcuttur? Okul içinde istediğimizi istediğimiz zaman öğrenmemiz nasıl engellenmiştir? Kendini eğitenlerin önünde hiçbir zaman problemi yokken okuldan bağımsız hiçbir şey öğremenemeyen kitlelerin bu hale gelmesine ne sebep olmuştur?

Zorunlu eğitim uygulaması Sanayi Inkılabı ile birlikte dünyaya yayılmaya başlamışsa da ilk başlangıcı daha eskidir. 1713-1867 yılları arasında varolmuş Prusya adı verilen bir devlet ilk kez her bir vatandaşın okula gitmesini zorunlu tutmuştur. Fikir vermesi için Prusya ile ilgili bazı bilgiler ilgimizi çekebilir. Prusya ‘asker-millet’ kavramını çok ciddiye almış ve gerçek anlamıyla uygulamaya çalışmış devlettir. Her bir vatandaşını ordu mensubu kabul eder, devletin her bir ferdi askerdir. Hatta şu sözü türetmişlerdir; ”Her devletin ordusu vardır, Prusya ordusunun ise devleti.”

Çok ciddi kurallar ve neredeyse her şey için kanunlar çıkaran bu devlette okul her vatandaş için zorunlu hale getirilmiş ve bu konuda dünyada ilk olmuştur. Tarihte ”Zorunlu eğitim” kavramı Prusya’dan başlar. Ve katı bir şekilde uygulamaya koyduğu bazı düzenlemeler de sadece devletin vatandaş üzerindeki kontrolünü artırmak içindi. Endüstrileşme sonrası Avrupa devletleri hızla zorunlu eğitim modeline geçmeye çalışırken bu uygulamaları da kopyalamış ve maalesef tüm eğitim modellerine bu kurallar girmiştir. Çoğu uygulama da kalıcı hale gelmiş çünkü neden uygulamaya konulduğu unutulmuştur.

Sınıfların yaşlara göre bölünmesi de tüm vatandaşların okula gitmek zorunda olduğu Prusya devletinin uygulaması idi (2); ve o günden bugüne kadar değişmeyen uygulamalardan biri olarak kalmıştır (3). Dünya tarihinde o zamana kadarki hiçbir okulda yaşlara göre sınıflandırma yoktur. Hatta bir yere bir şey öğrenmeye gitmek için tek sebep onu öğrenmek idi. Yani insanları birleştiren ortak içgüdü bilgi almaktı, bu sebeple yaş sınıflandırmasının konuyla alakası yoktu. Tarihte anmaya değer ilk üniversite sayılabilecek ve ”akademi” kelimesinin epistemolojisi olan Platon’un Academia’sına geometri bilen ve bir şeyler öğrenmek isteyen herkes girebilirdi. O günden bugüne -hatta bundan sonra da- okullar dışında bir yerde yaş gruplamasının öğrenme ile alakası yoktur.

Prusya’dan sonra Endüstri devrimi ile başlayan devrimler sonrası devletler okulları kendi ülkelerinde zorunlu tutmak başlayınca yaşa göre sınıflandırmak mantıklı göründü (4). Sanayi Inkılabı sonrası Avrupa devletleri bunu devam ettirdiler çünkü şehirlere taşınan milyonları bir şekilde sınıflandırmak gerekiyordu (5).

Bugünkü eğitim sistemimizde, iki yüzyıl önceki ”bölünen parçaların daha kolay kontrol edilmesi” prensibine dayanan pek çok uygulama vardır. Anlayacağınız gibi, hiç bir uygulamanın başında esas amaç öğrenmenin niteliği ya da kolaylaştırılması olmamıştır. İki yıl önce sistemin amacı insanları kontrol etmekti (6). Hem öğrencileri, hem öğretmenleri, hem müfredatın idaresini (7). Bu sebeple bölünmeler yapıldı. Ders saati, teneffüs, konuların ve hatta derslerin bölünmesi o günlerin eseridir.

Bu bölmeler sistem için oldukça pratik olmuştur. Tamamı yeterli nitelikte ve örnek öğretmenler yetiştirmek gibi idealist amaçlar yerine herkesin sadece kendi kitlesinin konularını bildiği kendi ders alanında sahip öğretmenler yetiştirmek çok daha kolaydır (8). Galileo yetiştirilemeyeceği için ortaokul fizik öğretmeni, Pisagor yetiştirilemeyeceğinden lise matematik öğretmeni gibi ayrımlar yapan sistem işi kolaylaştırmış ama bilginin değerini ucuzlatmıştır. Bugün yaşayan insanlar eğitim görmek ile öğrenmek ya da kendini yetiştirmek arasındaki farkı ayırt edememektedir.

Zorunlu eğitimin olmadığı yüzyıllarda Galileo, Newton, Descartes ve Da Vinci’ler çıkarmaya başlamış bir insanlık görüyoruz. Hemen ardındantüm toplumun okula gönderildiği bir sistem oluşturulduğunda nasıl okullar tek bir kişi bile yetiştiremedi? Geriye giden ne oldu?

Esasında üç şey oldu.

Birincisi; her biri pek çok farklı alanla ilgilenen ilham verici insanlar kendilerini yetiştirirken okullarda ”öğrenilmesi gereken içerikler” önce derslere, sonra konulara bölünüldü ve herkes bu küçük küçük parçaları alarak öğrenim gördüğünü düşündü, aldığını yeterli gördü. Daha kötüsü bu küçük parçaları konu içinde, sonra ders içinde birleştiremedi. Hatta tüm derslerin ve okulda öğretilmeyen her şeyin ilişkisini göremediler. Evrenin sonsuz gündemi içinde üç-beş dersin her şeyi anlamaya yeter olduğunu ve bunlardan öğrenilecek olanın kendilerine verilenler olduğunu zannettiler.

İkincisi; öğrenme her insan için ömür boyudur. Dünyayı değiştirmiş, bilim dünyasında yer etmiş ya da aklını hayatını değiştirmek için kullanmış kimsenin ömründe yaş gündemi yoktur. Hayatın başında, ortasında ya da sonunda, hangi sıklıkla ve ne düzende ne öğrenileceğinin çizgileri çekilemez. Okulun öğrenmenin yasası zannettirdiği yanılsamalardan biri budur. Sınıflar, dersler ve konuların öğrenmek için belirli bir yaşı, zamanı ve takvimi olduğu zannettirilir. Bundan sonra da ömür boyu insanlar her şey için bir vakit beklerler ve hiçbir şeyi tam öğrenemezler.

Üçüncüsü; öğrenmek kişini kendi insiyatifinedir. Her insan hayat boyu ihtiyaç duyduğu kadar bilgiyi alır ve kullanır. Dilediği konuda kendini ilerletir. Bunun hangi gündemler olacağını ancak kişinin kendisi bilebilir. Çünkü öğrenme ile yaşam paralel gider. Yaşamımızın nereye gideceğine öğrendiklerimiz etki eder. Başkasının ne öğreneceğine karar verildiği an nasıl bir hayat yaşaması gerektiğine karar verilmiş olur. Okullar, öğrenmeyi kişinin ihtiyacı olmaktan çıkarıp zorunlu hale getirince öğrenmenin anlamı saptı. ‘Bir şeyler öğrenmeniz lazım’ denilip zorla okullara götürülen öğrenciler, kendilerine gösterilen hiçbir şeyin hayatta karşılığı olmadığını görünce öğrenmeyi gereksiz bir angarya olarak görmeye başladılar. Bu da ellerinden kendi hayatlarının kontrolünü aldı, onları hiçbir şeye müdahale edemeyip tüm hayatını çaresizce izleyen bireyler olarak bıraktı.

Sınıflara göre ayrılmanın pratik ve rahat yönleri var kuşkusuz. Arkadaşlık, ortak dertleri paylaşma vs. Elbette hepimiz yeniden okula başlasak akranlarımızla okumak isteriz. Ancak bu haliyle okul öğrenme ortamı, hayata hazırlanma yeri ya da küçük bir prototipi değildir. Sadece artık sisteme mecbur kalacak kadar sürdürülen bir vakit geçirme aracı kabul edilebilir. Sanki çocukluk ve gençlik boyunca oyalayıp bir an önce önce işe başlatmak için var gibidir. Yaşıtlarımızla bir arada olduğumuz ortam; hayatın özeti değil, provası değil, yansıması değil, hiçbir şeyi değil. Hayatın hiçbir yerinde böyle bir şey yok (9).

Benim gündemim okulun yarattığı yanılsamadan kurtulmaktır. Bir ustanın yanına çırak olarak giren gençlerin hepsi ayrı yaştadır ve yaşa göre değil öğrenme hızına göre başka sorumluluklar alırlar. 15 yaşında bir gencin birkaç yılda vardığı yere 12 yaşında bir çocuk birkaç ayda gelebilir. Okulun yarattığı büyük yanılsama; kitlelerin bir sonraki aşamaya birlikte geçmesi gerektiği ilüzyonu yaratmaktır. Bireyselliğimiz burada kaybolur. Gerçek hayatta öğrenmek ya da ilerlemek için beklemeniz gereken haftalar, ders konuları, karne dönemi, diploma töreni, liseye giriş sınavı gibi zamanların ardından bir sonraki aşama yoktur. Hayatta hangi hızda nereye ulaşacağınız tamamen size bağlıdır ve oraya giderken hızınıza yetişmesini beklediğiniz kitleleri yanınızda taşımazsınız.

Hayatımızın 10-15 yılı boyunca konu konu sınıf arkadaşlarımızla birlikte ilerlemenin düşünce yapımıza yaptığı etkinin farkında bile değiliz. Okullar olmasaydı öğrenme konusunda bu kadar büyük bir yanılsamaya girmeyecektik, asla topluluğun her bir ferdinin aynı konunun bazı bölümlerini birlikte alması gerektiği hissi yaşamayacaktık (10). Her insanın bilgiye ulaşmak için kendi ihtiyaçları, kendi öğrenme yöntemleri ve kendi hızı vardır. Kendini eğitimin önemli bir kuralı, zaman ve takvimden bağımsız olmaktır. İnsanlık tarihinin hiçbir yerinde kendini yetiştiren bir insanın ne öğreneceğinin başkaları tarafından zaman dilimlerine bölünmüş olduğunu görmüyoruz (11).

Bu arada sınıf eğitiminin yarattığı öğrenmek için ‘konuların kendi zamanının beklenmesi gerektiği’ algısından şikayet ederken daha vahim bir konu da var; o da ‘öğrenmeden ilerlemek’ (12). Evet, konuları beklemek zaten eğitim sisteminin içgüdü uyandırabildiği bir istek değil. Neredeyse hiçbir öğrenci bir sonraki konuyla ilgili hevesli değil. Ama her haftanın kendi konusu olduğu için, vahim durum anlaşılmayan konu olduğunda dahi bir sonraki hafta yeni konuya geçilecek olması. Eğitim hayatında bir kez atlanan ve iyi öğrenemeyen bir konu, ömür boyu tamamlanamıyor. ‘Tam öğrenme’ metodunun sahibi Salman Khan, standart eğitim modelinde bir sınıftaki öğrencilerin en çalışanlarının bile öğrenmeden atlandığı konular olduğuna dikkat çekiyor.

Yaşlara göre bölünme olmayacaksa ne olacak? Benim gündemim okulu düzeltmekten çok öğrenmeyi öğrenmek için okuldan bağımsız düşünmek. Esasında şikayet ettiğimiz öğrenme ile yaş arasında ilişki olmayışını hatırlamak. Yani tüm o bölünmeler, parçalanmaların kendimizi yetiştirmemizin önünde engel olacak anlayışlara dönüşmüş olması.

Yine de psikolog ve eğitimciler, öğrenmede yaşları farklı kitlelerin bir arada olmasının önemine dikkat çekiyor. Bir spor kursunda yaşları farklı gençler birbirini olumlu etkilerler. Gerçek hayatta kendi kendinize bir şey öğrenirken aynı işi yapan her yaştan insana pek çok şey danışırız. Öğrenmenin gerçek olduğu neredeyse hiçbir yerde yaşlara göre sınıflandırma yoktur (13).

Üniversiteye giriş sınavı öncesi, dönem içinde boşluğa düştüğümüz bir an ya da finaller yaklaşırken… Hiçbir fark etmez. Kendini yetiştirmeye başlayan herkes için öğrenme bugün başlıyor. Kimi haftalarca odasına kapanıp hayatının en önemli gündemi hayatına girmiş bir kişi olarak ömür boyu üzerine koyuyor. Kimi her gün akşam bir saatlik bir boşlukta başlayıp bir süre sonra hayatının ana gündemi haline getiriyor. Bazısı sıkıldığı derslerde arka sırada kitap okuyarak, kimi cafelere ya da sahile gidip not defterine bir şeyler karalayarak başlıyor. Bazen üç günde, bazen on yılda ama ömür boyu bitmeyen bir süreç ile öğrenmek bir seçim haline geliyor. Ama kendini eğitimde hiçbir şekilde süreçler, periyotlar, standartlar yok. Tamamen bize özgü ve tamamen bizim seçtiğimiz şekilde.

Prusyalılardan miras aldığımız geleneksel eğitim modelinde öğrenciler gruplar halinde ilerler. Geleneksel sınıfta en hızlı öğrenci ile en yavaş arasındaki fark zaman içinde giderek açıldığından, hepsini tek bir sınıf grubuna koymak, hızlı öğrencilerin tamamen sıkılmasını ya da yavaş öğrencilerin tamamen kaybolmasını engellemeyi fazlasıyla zorlaştırıyordu. Okulların çoğu bu yüzden öğrencileri şubelere ayırır. Bunu en hızlı öğrencilerin ileri ya da yetenekliler sınıfına, ortalama öğrencilerin ortalama sınıfına, yavaş öğrencilerin de telafi sınıfına konması demektir. Mantıklı görünüyor… öğrenciler arasında entellektüel ve sosyal ayrımları neredeyse kalıcı hale getiriyor olmasa.  -Dünya Okulu, Salman Khan

DİPNOTLAR

  1. Bazı aileler eğer çocuklarının hazır olmadığını hissederlerse bir yıl boyunca çocuklarını anaokuluna göndermiyor. Ancak, bir kez sisteme dahil olduklarında aynı yaş grubuyla devam ediyorlar. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  2. Önce bu yaş grubu uygulamasının her zaman var olmadığını hatırlayalım; eğitim alışkanlıklarıyla ilgili her şey gibi bu da insan yapısı bir şey ve belirli yerlerde, belirli zamanlarda oraya çıkan belirli durumlara verilmiş bir yanıt. -Dünya Okulu, Salman Khan
  3. Eğitimde (başlangıçtan beri) değişmeyen geleneklerden biri, öğrencileri yaşlarına göre gruplaştırmaktır. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  4. Çocukları bir şekilde bölmek gerekiyordu, yaşlarına göre sınıflar oluşturmak da mantıklı bir çözüm gibi göründü. -Dünya Okulu, Salman Khan
  5. Endüstri Devrimi’nden önce öğrencileri yaşlarına göre gruplandırmak istisnai bir durumdu; insanların çoğu çiftliklerde yaşadığı ve nüfus çok dağınık olduğu için böyle bir şey pratik değildi. Endüstrileşmeyle birlikte şehirleşme de geldi, ortaya çıkan yeni nüfus yoğunluğu da çok derslilikli okulların önünü açtı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  6. Öğrencilerin yaşlarına göre ayrılması sayesinde eğitimin parçalanması, bölümlere ayrılması ve böylece kontrol edilmesi için bir eksen daha ortaya çıkmış oluyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  7. Prusya modeli büyük oranda insan bilgisinin keyfi biçimde sınırlanmış bölümlere ayrılmasına dayanıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  8. Yaşa göre ayrılma belki de en güçlüsü çünkü çocukların belirli bir sınıf düzeyindeyken ne öğreneceğine dair, sonuçta keyfi ama üzerinde ulaşma olan standartların ve müfredatların geliştirilmesini mümkün kıldı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  9. Bugün eğitimli insanların çoğu kendi yaşlarında çocuklarla okula gitti ve ilköğretimde, lisede ve hatta üniversite ile lisansüstüne yaşa göre belirlenmiş bu grubun içinde kaldılar. Çocukları doğum tarihlerine göre gruplandırma ve hepsini sınıf sınıf ilerleme modeli geleneksel eğitimin o kadar temel bir yönü ki, insanlar çoğu zaman bunun hakkında düşünmüyor bile. Ama düşünmemiz gerek çünkü çok ciddi sonuçları var. -Dünya Okulu, Salman Khan
  10. Sanki bütün 8, 10 ya da 12 yaşındakiler birbirlerinin aynısıymış gibi bir uygulama var. -Dünya Okulu, Salman Khan
  11. Bariz olanı söylemek gerekirse çocukları yaşa göre ayırmanın doğal hiçbir yan yok. Aileler böyle yapmıyor; dünyada böyle olmuyor; insanlık tarihi boyunca böyle çocukların öğrenme ve sosyalleşme biçimine de aykırı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  12. Herhalde eninde sonunda konuları anlayacaklardır deniyor ama sorun da bu zaten. Standart sınıf modeli, eninde sonunda anlamaya asla izin vermiyor. Sınıf -kaç kişilik olursa olsun- konu ilerlemiş oluyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  13. Farklı yaşlara sahip grupların birbirini olumlu etkilemesi

EKLER

  • Okul, insanları yaşlarına göre gruplandırmaktadır. Bu gruplandırma sorgulanması mümkün olmayan üç önermeye dayanmaktadır; çocuklar okula aittir, çocuklar okulda öğrenir, çocuklar için öğretim sadece okulda gerçekleşebilir. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  • Eğitim neden ömür boyu sürmüyor, Dünya Okulu 149
  • Prusya’nın etkisi, Dünya Okulu 72

Leave a Reply