Seçim Mimarisini Reddedin

Başarının bireysel üstünlüğün basit bir işlevi olduğuna ve hepimizin yetiştiği dünyanın ve toplum olarak yaşadığımız kuralların hiçbir öneminin olmadığına ilişkin fikre yapışıp kalıyoruz. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell

Roger Bansley adlı Kanadalı bir psikolog, ülkelerinin hokey liginde şampiyon olmuş takımın oyuncuları ile ilgili istatistiklere göz atarken ilginç bir şey fark eder. Kazanan takım oyucularının pek çoğu Ocak ayı doğumludur. Ondan sonra en çok Şubat ve Mart ayları gelir. Sporcuların neredeyse tamamı senenin ilk aylarında doğmuştur (1).

Sonra birkaç yıl önceye bakarlar, sonra daha öncelere. İlginç bir şekilde hokeyde başarılı oyuncularla ilgili ilginç bir durum vardır. Bunun sebepleri ile ilgili sosyolojik ve psikolojik araştırmalar yaparlar. Ve ortaya çok ilginç bir sebep çıkar; istatistik. İnsan eliyle standartlar oluşturmaya çalışmanın büyük etkileri üzerine inanılmaz harika bir örnektir. Bu olay Malcolm Gladwell’in ”Outliers” isimli kitabında anlatılır.

Kanada’da hokey en önemli spor. Çocukların bu spora başlamaları için çok ciddi bir düzenleme ve adil olması için uğraşılmış bir düzen getirilmiş. Buna göre çocuklar her sene seçmelerde sadece kendi yaşıtları ile birlikte değerlendiriliyorlarmış.  Gayet adil gözüküyor. 2005 doğumlu bir çocuk sadece o yılın 1 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında doğmuş çocuklarla seçmelere giriyor.
Ancak bireyselleşmenin hesaba katılmadığı standart her ortamda insanın çok yönlü fıtratı ihmal edilir ve mekanik hesaplamalar ne kadar adil olmaya çalışılırsa çalışılsın bazı nitel özelliklerin yok sayılmasına neden olur.
8 yaşında bir çocuk için 1 yıl demek ömrünün %12,5’u demek. 40 yaşında biri için 1 yıl demek ömrünün %0,025’i demek. Yani o yaşta aynı yılın ayları dahi yaş farkı sayılabilecek avantajlara sahip olmak demek. 2005’te doğan öğrenciler 2013 yılında seçmelere giriyor diyelim. 8 yaşında bir çocuk için Ocak’ta doğmak ile Aralık’ta doğmak arasında çok büyük fark var (2).
İlginç olan, yıllar boyunca Ocak, Şubat gibi aylarda doğanlar avantajlı olmuşlar ve kitle içinde yetenekli gözükmüşler. Özgüvenleri yerinde oynamışlar ve ülkenin liglerinde daha fazla yer almışlar. Ekim, Kasım, Aralık gibi aylarda doğanlar dezavantajları nedeniyle yeteneksiz gözükmüşler ve bu durumda hiçbir tuhaflık sezmeden hokeyi bırakmışlar. 2005’in Kasım ayında doğan bir çocuk 2006’lılarla seçmelere alınsaydı yetenekli gözükecekti. Gladwell, yeteneğin erken yaşta belirlenme çabasının bu hatanın ana temelini oluşturduğunu söylüyor (3). Dünyadaki neredeyse her şey insanlığın tamamının başarabileceği şeyler. Tüm ‘’yetenek’’sizliklerin nedeni insan eliyle konmuş bir koşul nedeniyle o yetenek için çabalamaktan vazgeçmek (4)
Sonradan aynı araştırmayı ABD için yapıyorlar. Orada seçilme yaşı için son doğum tarihi 31 Temmuz olarak belirlenmiş. Ve sonuç yine belirli bir kesimin avantajına olmuş; Amerikan beyzbol liginde en fazla Ağustos doğumlular mevcut (5). Ve Çek Cumhuriyeti’nde futbol için de aynısı söz konusudur. Seçmelerin aynı yıl içinde doğanlara göre ayrılması sonucu milli takımda Temmuz, Ekim, Kasım, Aralık aylarında doğmuş bir tek oyuncu bile yoktur. Ağustos ve Eylül’de birer tanedir (6). Gladwell şöyle diyor; ”Yılın ikinci yarısında doğmuş olanların hepsinin cesareti kırılmış, fark edilmemişler ya da sporun dışına itilmişler. Sportmen Çek nüfusun gerçekte yarısının yeteneği boşa harcanmış durumda.’’
Gladwell, Kanada hokey takımının yıldızı Scott Wasden’in babası ile yapılan röportaja dikkat çeker. ”Wasden oğlunda özel bir şey olduğu duygusuna ilk ne zaman kapılmıştı? ”Biliyor musunuz, hep yaşına göre daha büyük bir çocuktu. Güçlüydü ve daha küçük yaşta gol atmakta ustaydı. Ve hep yaşıtlarından bir adım öne çıkıyordu; takımının kaptanı gibiydi…’’ Gladwell Scott Wasden 4 Ocak’ta doğduğuna dikkat çekip ”iyi bir hokey oyuncusu için kesinlikle mükemmel bir doğum tarihi’’ der, ve ekler: ”Kanada’da hokey için seçilebilirlik sınırı birkaç gün daha geç olsaydı, şampiyonada oynamak yerine ancak tribünde izleyici olabilirdi.’’ (7)
Buradan inanılmaz bir sonu çıkıyor; büyük ihtimalle hayat boyu pek çok durumdan koşullar yanlış olduğu için kendimizi eledik. Muhtemelen yeteneksiz olduğumuzu düşündüğümüz çoğu konuda hesaba katmadığımız koşullar vardı (7). Gladdwell başarı ile ilgili tanımlarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor (8). Çünkü hayat yarışına pek çok kişi doğuştan avantajlı veya dezavantajlı konumlarda başlıyor (9).

Başka bir ülke olan İspanya’da ise şöyle bir şey olmuştur. Büyüme eksikliği hormonu olan Lionel isimli bir çocuk, annesi tarafından tedavi edilmek üzere Barcelona kentine götürülür. Burada futbol okuluna yazılır. Seçmeler yaşlar arasında karma olduğu ve seçmeler için kısıtlanmış bir süre olmadığı için zaman içinde yetenekliler ile yeteneksizler ayrılmaktadır. Yaşıtlarına göre ufak tefek olan ama kalabalığın bir parçası olan Lionel’in yeteneği zamanla keşfedilir ve takıma alınır.

Yaşıtları ile yanyana koyulduğunda üç-beş yaş küçük gözükmektedir, ancak bu durum onun avantajı olmuştur. Bedensel olarak her zaman dezavantajlı olduğu ve kendinden iri rakiplerle karşılaştığı maçlarda oynamaya alışmış olması onu güçlendirmiştir. Dahası, büyüme hormonu eksikliğine rağmen kendini eksik, küçük ya da yeteneksiz hissetmemesi onu motive etmiştir.Bu çocuk 17 yaşında dünyanın en önemli futbol liglerinden La Liga’da gol atan en genç futbolcu oldu. Ronaldinho gibi bir futbol efsanesi takımdan gittikten sonra onun yerini doldurdu, hem de ondan daha fazla. Dünyanın en iyi futbolcusu ünvanını arka arkaya 4 kez aldı. Dünyanın en iyi driblingcisi, asistçisi, golcüsü bir araya gelse ulaşamayacağı istatistiklere ulaştı. Kırılmadık rekor, sergilenmedik resital bırakmadı. Dünya tarihinde kimsenin yapamadığı şeyler yaptı. Bu çocuğun adı Lionel Messi idi. Kanada’da doğmuş olsaydı basit bir insan hesabı ya da ortalamacı anlayış nedeniyle dünya tarihine geçmeyi bırakalım, asla futbolcu bile olamayacaktı (10).

İnsanın aklına yeteneği heba edilmiş veya doğuştan avantajları nedeniyle yetenekli görülmüş insanlar geliyor. Ama daha önemlisi, kendimiz hangi konularda doğuştan avantajlı idik, ya da dezavantajlı idik. Kendimizi keşfetmemizi engelleyen neler yaşandı, dünyada en iyi yapabileceğimiz şeyden habersizce yaşamamıza neden olan korkularımızın sebebi hangi düzenler? Zorunlu eğitimin olmadığı yüzyıllarda Galileo, Newton, Descartes ve Da Vinci’ler çıkarmaya başlamış bir insanlık görüyoruz. Hemen ardından tüm toplumun okula gönderildiği bir sistem oluşturulduğunda nasıl okullar tek bir kişi bile yetiştiremedi?

Cevap sistemin arkaplanındaki anlayışta yatıyor. Bireyselliğin yok sayılmaya başlandığı çağlarda insanlara kitle gözüyle bakıldı. Kitleler halinde hareket etmeli, düşünmeli, öğrenmeli idi. Bunun için de parçalanmalı ve her parça standart olmalı idi. Standart parçalar birbirinin aynısı olmalıydı ki her bir parça ayrı ayrı yönetilebilmeli, eğitilebilmeli idi.

Zorunlu eğitim uygulaması Sanayi Inkılabı ile birlikte dünyaya yayılmaya başlamışsa da ilk başlangıcı daha eskidir. 1713-1867 yılları arasında varolmuş Prusya adı verilen bir devlet ilk kez her bir vatandaşın okula gitmesini zorunlu tutmuştur. Fikir vermesi için Prusya ile ilgili bazı bilgiler ilgimizi çekebilir. Prusya ‘asker-millet’ kavramını çok ciddiye almış ve gerçek anlamıyla uygulamaya çalışmış devlettir. Her bir vatandaşını ordu mensubu kabul eder, devletin her bir ferdi askerdir. Hatta şu sözü türetmişlerdir; ”Her devletin ordusu vardır, Prusya ordusunun ise devleti.”

Çok ciddi kurallar ve neredeyse her şey için kanunlar çıkaran bu devlette okul her vatandaş için zorunlu hale getirilmiş ve bu konuda dünyada ilk olmuştur. Tarihte ”Zorunlu eğitim” kavramı Prusya’dan başlar. Ve katı bir şekilde uygulamaya koyduğu bazı düzenlemeler de sadece devletin vatandaş üzerindeki kontrolünü artırmak içindi. Endüstrileşme sonrası Avrupa devletleri hızla zorunlu eğitim modeline geçmeye çalışırken bu uygulamaları da kopyalamış ve maalesef tüm eğitim modellerine bu kurallar girmiştir. Çoğu uygulama da kalıcı hale gelmiş çünkü neden uygulamaya konulduğu unutulmuştur.

Sınıfların yaşlara göre bölünmesi de tüm vatandaşların okula gitmek zorunda olduğu Prusya devletinin uygulaması idi; ve o günden bugüne kadar değişmeyen uygulamalardan biri olarak kalmıştır (11). Salman Khan’ın nedeniyle bunun özel bir nedeni yoktu; ‘’bir şekilde bölmek gerekiyordu ve yaşa göre bölmek doğru bir fikir gibi görünmüştü.’’ (12) İnsanlığın en büyük dertleri, o tarihten sonraki üç yüz yıl boyunca akla ‘’doğru gibi’’ gelen fikirlerin uygulanmasından doğmuştur (13). Çoğunlukla amaç her zaman aynıdır; kitleleri bölüp parçalayarak kontrol edilmesi kolay düzenlere yerleştirmek (14). Yaşa göre ayırma müfredatların, konuların, sınavların çok kolay bir biçimde uygulanmasını sağlamıştır. (15) O zamana kadar öğretmenler Platon, Galileo, Pisagor gibi bilimin öncüleri idi. ‘’Sistem’’; Galileo yetiştirilemeyeceği için ortaokul fizik öğretmeni, Pisagor yetiştirilemeyeceğinden lise matematik öğretmeni gibi kendisinin her ortamda ulvi anlamlar yüklediği memurlarını atayarak ve onlara sadece sistemin bildiği, sistemin görevlendirdiği kişinin anlatabileceği içerikler sağlayarak herkese bir şeyler ‘’öğretme’’ hakkını eline almıştır. Eğitim görevini yapan sistem işi kolaylaştırmış ama bilginin değerini ucuzlatmıştır.

Kanada’da yapılan ve ‘’adil olması için’’ çabalanan bir uygulama bile büyük bir avantaj-dezavantaj koşulları oluşturmuştur. O arada günlük hayatımız neredeyse tamamen başkalarının bizim adımıza aldığı kararlara göre şekillenir. Rüzgarın başkası tarafından tayin edildiği, küreklerimizin elimizden alındığı, akıntının yönününün önceden kurgulandığı bir gemide kendi istediğimiz gibi davrandığımızı zannederiz. Prusya’da üç yüz yıl önce alınan bir kararın ise bugün tüm dünyada uygulanması bunlardan sadece birisidir. Bu doğru gibi gelen anlayış hayat boyu ne öğreneceğimize başkasının karar vermesine, bir şey öğrenmek için yaşını beklememiz gerektiği hissini yaşamamıza, kendimizle ilgili en önemli keşifleri yapacağımız yaşları okulda geçirmemize ve hayata ancak sistemin karar verdiği zamanda atılmamıza neden olmuştur (16).

Aslında içgüdüsel olarak her insan okula bir yıl önce veya sonra yazılmanın çok büyük fark yaratacağını bilir. Veliler çocuklarının adapte olamayacağından endişe ederse onları okula bir yıl geç yazdırırlar (17). Salman Khan; ‘’Bugün sanki bütün 8, 10 ya da 12 yaşındakiler birbirlerinin aynısıymış gibi bir uygulama var.’’ diyor (18). Tüm sınıfa aynı yaşta öğrencilerin konulması, bazı öğrencilere ‘’sen yaşına göre kötüsün’’ demek. Ama neyin hangi yaşa özgün olduğu, bir konuda yavaş olanın gerçekte hangi konularda iyi olduğu okulun ilgi alanına girmiyor. Okul farkında olmadan çok büyük avantajlar ve dezavantajlar sunarak kimini başarılı, kimini başarısız olarak etiketliyor. William Glasser’e göre bir çocuk 5-15 yaş arasında hiçbir şekilde başarısızlıkla etiketlenmemelidir, hayatının kalanında bunun dezavantajını yaşar. (19) Sistem ise daha ilkokulun ilk senesinde ömür boyu düzelmeyecek etkilerine başlar.

O dönem esasında ‘’çocukluk’’ kavramının da dünya tarihine girdiği zamanlardır (20). Ders saatinden hafta tatiline, maaştan emekliliğe kadar modern toplumun son derece doğal kabul ettiği kavramlar gibi; çocukluk kavramı da Sanayi Inkılabı sonrası kitleleri işçi olarak çalıştırmakla ilgilenen aynı ‘’sistem’’ tarafından icat edilmiştir (21). Philippe Aries’e göre ‘’çocuk, minyatür bir yetişkinden başka bir şey değildir’’ (22). Okula öğrenciler belirli bir yaşta alınmalı idi, belirli bir yaşa kadar okumalılardı. İşçi kursları gibi gözükecek okul kurumu çok tepki göreceğinden küçük yaştaki insanlar (çocuklar) için daha ılımlı, hafif bir eğitim düzeyi olduğunun vurgusu yapılmıştır. (23) Dünya tarihinde ilk kez insanları yaşlarına göre sınıflandırılmıştır, bu böyle büyük bir kudrettir ki; çocukların okula gitme zorunluluğu iddasını sorgulama yaşamadan destekleyebilmiştir (24). Ivan Illich buna ‘’çocukluğun seri üretimi’’ der (25). Tarihte ilk kez çocuklar büyüklerin yanında eğitim alıp toplum içinde büyümek yerine düşünce yapıları sistemin işine geldiği gibi oluşması için okullara gönderilmiştir.

Dünya tarihinde o zamana kadarki hiçbir okulda yaşlara göre sınıflandırma yoktur (26). Küçükken sokakta oynayan bir çocuk farklı yaşlardan arkadaşları ile vakit geçirir. Her gün bir başka oyun ve keşif demektir. Yaşa göre gruplandırmak gibi doğal olmayan gruplanmalar yoktur. İşte bu ortam gerçek hayatın bizzat kendisidir. Bertrand Russell’a göre aslanların yavruları için oyun aynı zamanda taklit ve öğrenme demektir. Hayata hazırlıktır. Ve psikologlara göre bu çocuklar için de böyledir. Çocuklukta kendinden büyük veya küçük yaştaki çocuklarla geçirilen vakit de hayatın bizzat kendisidir. Kendisinden büyük çocukların kendisinden daha iyi olması hiçbir çocukta yılgınlığa ve özgüvensizliğe neden olmaz. Hatta ona hayranlık duyar ve onun gibi olmaya çalışır. Onlarla oynarken bir tek ufak başarıdan bile çok mutlu olur ve motive olur. Aynısı insanlık tarihinin başından beri devam eden usta-çırak ilişkisi için de böyledir. Çıraklığın yaşı olmaz, kim daha iyi ise ve yeterli görülürse o kalfa olur. İş hayatında da, sosyal ortamlarda da hiçbir zaman yaşı bekleme, yaşa göre gruplanma yoktur. (27)

Ancak okulun yarattığı ‘’çocukluk’’ modeli yapaydır (28). Oyun ile öğrenme, taklit ederek yapabileceğini görme yoktur. Yaparak öğrenmenin yerini ders dinleme almıştır. Büyüklü-küçüklü örnek olma ve örnek alma ortadan kalkmıştır. Bir ömür sisteme maruz kaldıktan sonra, sistemin insanları yaşına göre ayırması gibi uygulamalar tüm toplum tarafından üç yüz yıl boyunca alışıldıktan sonra elbette hepimiz yeniden okula başlasak akranlarımızla okumak isteriz. Ancak bu haliyle okul öğrenme ortamı, hayata hazırlanma yeri ya da küçük bir prototipi değildir. Sadece artık sisteme mecbur kalacak kadar sürdürülen bir vakit geçirme aracı kabul edilebilir. Sistem çocukluk kavramını ürettikten yüzyıl sonra gençlik kavramını üretmiştir, ancak bu da çok tartışmalı bir konudur. Catherine Baker’e göre gençlik bir tamamlanmamışlık hali değildir. Aksine büyük bir gelişme dönemidir ve o dönem sonrası fiziksel ve zihinsel grileme yaşanır (29). Ondan yüzyıl sonra da yine sisteme bağımlı ama bunu anlayana kadar zorluk çekmesi için serbest bırakılmış ‘’işsiz’’ kesimi üretmiştir. Sanki okul hayatı insanı artık sistem içerisinde çalışmaya hazır oluncaya kadar oyalayıp bir an önce önce işe başlatmak için var gibidir (30). Yaşıtlarımızla bir arada olduğumuz ortam; hayatın özeti değil, provası değil, yansıması değil, hiçbir şeyi değil. Hayatın hiçbir yerinde böyle bir şey yok.

Böyle bir durumda, ailenizin sizi hangi yıl okula yazdırdığı gibi çok basit bir konunun bile etkilerini ve sorumluluğunu düşünün. Okula bir yıl erken yazılmış olsanız şu an olduğunu kişi olacağınızı söyleyebilir misiniz? Bir yıl farkla okula yazılmak hayatınızın tümünü etkileyebilir. Aynı şekilde başka bir sınıfta veya farklı öğretmenle okumak bile fark edecektir. Sınıf arkadaşlarınızın çoğunun sizden küçük ya da büyük olması muhtemelen çok fark etmiştir. Sosyal statüsü sizden yüksek veya düşük olan öğrencilerle aynı okula yazılmak da muhtemelen okul içindeki davranışlarınızı, hatta öğrenmeyi seçtiğiniz konuları etkilemiştir. Hatta okula yazıldığınız seneye göre meslek tercihleri, sınav sistemleri, puanlama yöntemleri, müfredatlar ciddi değişliklik gösterebilmektedir. Eğitim esasında bu farklılıkları yok etmeliydi. Hatta fabrikaya işçi yetiştirmek için bile olsa standartlaşmanın amacı bu farklılıkları yok etmek içindir. Ancak insan zekasının yetmediği durumlar ve istatistiğin eksik yorumlanışı bugün sistemin oldukça adaletsiz olmasına neden olur. Hayatlar çoğunlukla bireylerin potansiyelleri, yetenekleri ya da çabalarıyla değil o an esen rüzgarlar, mevcut şartlar ve rastgele avantajların hakim olduğu düzenlerle ilgili.

Çağımızda ‘’seçim mimarisi’’ denen bir terim var. Araştırmalara göre insanlar günlük hayattaki kararlarının %99’unu kendi almış olmuyor. Beynin nasıl çalıştığını iyi bilen sistem, kapitalizm, kurumlar, şirketler, onların kararlarını etkileyecek psikolojik, salgılanacak hormonlara kadar etkileyebildikleri biyolojik, kitleleri yönlendirecek sosyolojik mekanizmalar yerleştirmiş durumdalar. Birileri insanlara neyi seçeceği ile ilgili yönlendirme yapıyor, ama bu kadar kötü değil. Esas önemlisi; diğer seçeceğin de yine aynı sistem tarafından belirlenmiş olması. İnsanlar başkalarının kararlaştırdığı iki seçenekten birini seçerek kendi kararlarını aldığı hissiyle yaşıyorlar. Manipülasyonun farkında bile değiller.
AVM’lerde restonlar üst kata yapılır. Çünkü merdiven çıkan insanların kan şekerinde hafif bir düşüş olur, beyinde açlık hissi uyanır. Marketlerde meyve-sebze reyonu girişe konulur, çünkü büyük boy el arabası almak durumunda kalırlar; ve aldıklarında da içgüdüsel olarak onu doldururlar. Newsweek dergisinin yıllık dergi aboneliği 100 dolar, internet sitesi aboneliği 10 dolar iken insanların çoğu sadece internet sitesi aboneliği almıştır. Ama üçüncü bir seçeceğe hem dergi hem internet aboneliği de 100 dolar deyince herkes dergi aboneliği almıştır. (31)
Kimin aldığı bir karar olduğu unutulmuş milyonlarca detay içerisinde yaşıyoruz. Karakterimiz, zaafiyetimiz sandığımız hiçbir şey gerçek değil, hepsi küçücükte başkalarının hatası olan bir düzen içerisinde aklımızda kalmış bir histen ibadet. Kendimizi tanımıyoruz, dolayısıyla en iyi neyi yapabileceğimizi bilmiyoruz. Büyük insanların en büyük avantajı ne öğreneceği, neden imtihan olacağı, kimin kendisine öğreteceği kararlarını seçim mimarisine bırakmamış olmaları. Cevapları sunulmuş testler, tercih yapabileceğiniz okul listeleri, sorumlu olduğunuz kitaplar ve müfredat… Kişi hangi bilgiyi alacağına kadar başkaları tarafından belirlenmiş bir sistem içerisinde sadece reel sonuçları kabul eden bir dünyaya hazır olamıyor. Seçim mimarisini görüp hayatını sahte dezavantajlara hapsetmeyen kişiler için dünyada her şey ihtimal dahilinde.

Havaya fırlatılan taş düşünebilseydi, mutlaka kendi iradesiyle yol aldığını söyleyecekti. -Spinoza

DİPNOTLAR

  1. Ocak ayında doğmuş olan oyuncuların sayısı diğer herhangi bir ayda doğmuş olanlardan fazlaydı; ezici bir farkla. Doğum tarihlerinde en sık görülen ikinci ay? Şubat. Üçüncü? Mart. Ocak ayında doğmuş olanların sayısının Kasım ayında doğmuş olanlardan neredeyse beş buçuk kat daha fazla olduğunu gördü. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  2. 10 yaşını doldurmayan biriyle yan yana oynayabiliyor ve bu yaşta, ergenlik öncesi dönemde, 12 aylık bir boşluk, fiziksele gelişim açısından çok büyük bir farkı temsil ediyor. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  3. Kimin iyi olup kimin iyi olmadığına erken bir yaşta karar verirseniz, ”yetenekli” olanı ”yeteneksiz” olandan ayırırsanız ve ”yetenekli” olana üstün bir deneyim sağlarsanız, seçilebilirlik sınırına en yakın tarihte doğmuş olan küçük bir gruba çok büyük bir avantaj sağlamış olursunuz. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  4. ABD’de neredeyse tüm okul dışı beyzbol ligleri için yaş sınırı tarihi 31 Temmuz; bunun sonucunda Ağustos’ta doğmuş olan Amerikan ulusal beyzbol ligi oyuncularının sayısı, diğer herhangi bir ayda doğmuş olanlardan fazla. 2005’te Amerikan ulusal beyzbol liginde oynayana Amerikalılardan Ağustos’ta doğmuş olanların sayısınız 505 iken Temmuz’da doğmuş olanların sayısı 313’tü.
  5. Çek Cumhuriyeti futbol takımın isim ve görev listesine tekrar göz atın. Temmuz, Ekim, Kasım ya da Aralık’a doğmuş tek bir oyuncu bile yok. Ağustos ve Eylül’de doğmuş sadece birer oyuncu var. Yılın ikinci yarısında doğmuş olanların hepsinin cesareti kırılmış, fark edilmemişler ya da sporun dışına itilmişler. Sportmen Çek nüfusun gerçekte yarısının yeteneği boşa harcanmış durumda. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  6. Bizim seçilebilirlik sınırı için keyfi olarak belirlediğimiz tarihler bu uzun süreli etkilere yol açıyor ve görünen o ki kimse bu duruma aldırış etmiyor. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  7. Wasden oğlunda özel bir şey olduğu duygusuna ilk ne zaman kapılmıştı? ”Biliyor musunuz, hep yaşına göre daha büyük bir çocuktu. Güçlüydü ve daha küçük yaşta gol atmakta ustaydı. Ve hep yaşıtlarından bir adım öne çıkıyordu; takımının kaptanı gibiydi…” Yaşına göre daha mı büyüktü? Evet öyleydi. Scott Wasden 4 Ocak’ta doğmuştu; iyi bir hokey oyuncusu için kesinlikle mükemmel bir doğum tarihi. En şanslılardan biriydi. Kanada’da hokey için seçilebilirlik sınırı birkaç gün daha geç olsaydı, şampiyonada oynamak yerine ancak tribünde izleyici olabilirdi. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  8. Zirveye zorlanmadan yükselenlerin, en iyiler ve akıllılar olduğuna ilişkin görüşümüzün fazla basit olduğunu söylüyor. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  9. İnsanları en başından başarısızlığa mahkum ediyor. Başarılı olanlara aşırı derecede hayranlık duyuyoruz ve başarımı olanları aşırı derecede göz ardı ediyoruz. Ve en önemlisi, fazlasıyla pasif hale geliyoruz. Bizler kimin başarılı olup kimin başarılı olmadığını belirlemekte her birimizin ne kadar büyük rol oynadığını gözden kaçırıyoruz; biz derken toplumu kastediyorum. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  10. ABD’de Amerikan futbolu ve basketbolda seçme, yönlendirme ve farklılaştırma bu denli çarpıcı biçimde yapılmıyor. Bunun sonucunda, bir çocuk bu sporlarda fiziksel olarak bir parça geride de olsa kendisinden daha gelişmiş akranları kadar iyi oynayabiliyor. Ancak beyzbolda seçme, yönlendirme ve farklılaştırma bu denli çarpıcı biçimde yapılıyor. -Çizginin Dışındakiler, Malcolm Gladwell
  11. Eğitimde (başlangıçtan beri) değişmeyen geleneklerden biri, öğrencileri yaşlarına göre gruplaştırmaktır. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  12. Çocukları bir şekilde bölmek gerekiyordu, yaşlarına göre sınıflar oluşturmak da mantıklı bir çözüm gibi göründü. -Dünya Okulu, Salman Khan
  13. Prusya modeli büyük oranda insan bilgisinin keyfi biçimde sınırlanmış bölümlere ayrılmasına dayanıyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  14. Öğrencilerin yaşlarına göre ayrılması sayesinde eğitimin parçalanması, bölümlere ayrılması ve böylece kontrol edilmesi için bir eksen daha ortaya çıkmış oluyor. -Dünya Okulu, Salman Khan
  15. Yaşa göre ayrılma belki de en güçlüsü çünkü çocukların belirli bir sınıf düzeyindeyken ne öğreneceğine dair, sonuçta keyfi ama üzerinde ulaşma olan standartların ve müfredatların geliştirilmesini mümkün kıldı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  16. Endüstri Devrimi’nden önce öğrencileri yaşlarına göre gruplandırmak istisnai bir durumdu; insanların çoğu çiftliklerde yaşadığı ve nüfus çok dağınık olduğu için böyle bir şey pratik değildi. Endüstrileşmeyle birlikte şehirleşme de geldi, ortaya çıkan yeni nüfus yoğunluğu da çok derslilikli okulların önünü açtı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  17. Bazı aileler eğer çocuklarının hazır olmadığını hissederlerse bir yıl boyunca çocuklarını anaokuluna göndermiyor. Ancak, bir kez sisteme dahil olduklarında aynı yaş grubuyla devam ediyorlar. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
  18. Sanki bütün 8, 10 ya da 12 yaşındakiler birbirlerinin aynısıymış gibi bir uygulama var. -Dünya Okulu, Salman Khan
  19. Kritik dönem beş ile on yaş arasıdır. Okul tarafından önlenmesi gereken başarısızlık, en kolay bu dönemde engellenebilir. -Başarısızlığın Olmadığı Okul, William Glasser
  20. Çocukluğun üretildiği okul sistemi de modern bir fenomendir. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  21. Tarihsel bakımdan çocukluk düşüncesi yaklaşık yüz elli yıl önce doğmuştur. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker
  22. ‘’Çocuk, minyatür bir yetişkinden başka bir şey değildir.’’ -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker, Philippe Aries’ten alıntı
  23. Önce bu yaş grubu uygulamasının her zaman var olmadığını hatırlayalım; eğitim alışkanlıklarıyla ilgili her şey gibi bu da insan yapısı bir şey ve belirli yerlerde, belirli zamanlarda oraya çıkan belirli durumlara verilmiş bir yanıt. -Dünya Okulu, Salman Khan
  24. Okul, insanları yaşlarına göre gruplandırmaktadır. Bu gruplandırma sorgulanması mümkün olmayan üç önermeye dayanmaktadır; çocuklar okula aittir, çocuklar okulda öğrenir, çocuklar için öğretim sadece okulda gerçekleşebilir. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  25. Geçtiğimiz yüzyıla kadar orta sınıfa mensup ailelerin çocukları özel hocaların ve özel okulların yardımıyla eğitim gördü. Endüstri toplumunun gelişmesiyle çocukluk, seri üretimi uygulanabilir hale ve kitlelerin ulaşabileceği sınırlara geldi. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  26. Bugün eğitimli insanların çoğu kendi yaşlarında çocuklarla okula gitti ve ilköğretimde, lisede ve hatta üniversite ile lisansüstüne yaşa göre belirlenmiş bu grubun içinde kaldılar. Çocukları doğum tarihlerine göre gruplandırma ve hepsini sınıf sınıf ilerleme modeli geleneksel eğitimin o kadar temel bir yönü ki, insanlar çoğu zaman bunun hakkında düşünmüyor bile. Ama düşünmemiz gerek çünkü çok ciddi sonuçları var. -Dünya Okulu, Salman Khan
  27. Bariz olanı söylemek gerekirse çocukları yaşa göre ayırmanın doğal hiçbir yan yok. Aileler böyle yapmıyor; dünyada böyle olmuyor; insanlık tarihi boyunca böyle çocukların öğrenme ve sosyalleşme biçimine de aykırı. -Dünya Okulu, Salman Khan
  28. Günümüzde pek çok insan endüstrileşmiş şehirlerin hemen dışında yaşadığından çoğu insan çocukluluğunu yaşayamamaktadır. -Okulsuz Toplum, Ivan Illich
  29. Gençlik kesinlikle bir olgunlaşmamışlık hali değildir; aksine, insanın büyük bir hızla geliştiği bir dönemdir ve hemen ardından çok hızlı bir zihinsel ve fiziksel gerileme dönemi yaşanır. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker
  30. Yani okulun bütün yaptığı çocuğa ‘’zaman kazandırmak’’tır, yani okul, bir yandan çocukluk süresini kısaltırken bir yandan da sorumsuzluk süresini uzatır. -Zorunlu Eğitime Hayır, Catherine Baker
  31. Kararlarımız Kendi Kontrolümüzde mi?, Dan Ariely, ted.com

EKLER

  • 122-123, Eğitim Üzerine, Bertrand Russell
  • Doğrusallık prensibi üretimde işe yaramaktadır yani insanlar için geçerli değildir. Yaş gruplarına göre çocukları eğitmek, onların en önemli ortak özelliklerinin üretim tarihileri olduğu anlamına gelir. Uygulamada ise, farklı öğrenciler farklı disiplinlerde ve farklı oranlarda öğrenirler. Bir alanda doğal yeteneği olan bir çocuk başka bir alanda zorlanabilir. Bazı çocuklar bazı aktivitelerde yaşça daha büyük çocuklarla eşit durumdayken bazı aktivitelerde ise kendilerinden daha küçük olanların gerisinde olabilir. Bu depolama yöntemini okul dışında başka hiçbir yerde kullanmayız. Farklı becerilere sahip on yaşındaki bir çocuğu dokuz yaşındaki çocuktan ayırmayız. Bu ayırma işlemi çoğunlukla yapılmaktadır. -Yaratıcı Öğrenciler, Ken Robinson
Abdullah Reha Nazlı

Abdullah Reha Nazlı

Mühendis, girişimci, tasarımcı, yazar.